14 Şubat 2007

ALINTI:Sivil İtiraz Adına Suya Atılan Taş

Kendi adıma şunu söyleyebilirim: Ömrünü okumaya, yazmaya, düşünmeye adamış biri olarak ve bunca yıl savunduğum, arkasında durduğum yaşama ilkelerim gereği, çıkıp bir televizyon programının yasaklanması, kaldırılması talebinde bulunma hakkını kendimde görmüyorum.

Öte yandan ben ve benim gibilerin, yalnızca kendileri için değil, toplumun bütün kesimleri adına savunduğu demokratik hak ve değerlerin, yıllardır yalnızca muhafazakârlar, sağcılar, milliyetçiler lehine nasıl tek taraflı işlediği konusunda da yeterince bilgi, deneyim ve tanıklık sahibiyim. Haklarını savunduğumuz kişilerin, iş, bizim haklarımızı savunmaya gelince nasıl kaçıp saklandığını da biliyorum. Ama demokrasi anlayışımızı, başkalarının bize nasıl davranacağına göre belirlemeyiz. Biz sadece olması gerekeni yaparız.

***
Hakkında yeterince yazılıp çizildiğini düşündüğüm ve şu günlerde yayınına yeniden başlayan "Kurtlar Vadisi" dizisini burada çözümleyecek; yaslandığı karanlık değerleri; yücelttiği silah tapınmacılığını; beslendiği ve beslediği şiddet yanlısı, kıyıcı kültürü eleştirecek; bu ülkenin insanlarına, gençlerine, toplumsal yaşamına verdiği zararları sayıp dökecek değilim. İnsanların ruh ve akıl sağlığıyla en ilgili meslek grubu olan psikiyatrların, durumun vahametine dikkat çekme ihtiyacı duyarak dernekleri aracılığıyla bildiri yayınlamaları bile başlı başına bir alarmdır. Benzerine Türkiye tarihinde kaç kez rastladınız?

Kendilerine ve "niyetlerine" ne ad verirlerse versinler, "Kurtlar Vadisi" ekibinin, apaçık bir biçimde şoven milliyetçilik, ırkçılık yaptığını; hukuk dışılığı savunduğunu; her çeşit çeteleşmeyi, mafyalaşmayı özendirdiğini; benzerine Hitler Almanyası, Mussolini İtalyasında rastlanabilecek bir süreçle kimlik arayışındaki gençlere, şiddet yanlısı rol modelleri önerdiğini düşünüyorum. Herkesi bu konuyla ilgili sayısız gazete, televizyon haberini; yapılan araştırma ve anket sonuçlarını hatırlayarak hafıza tazelemeye çağırıyorum.

Ülkenin her zamankinden daha fazla, ortak uzlaşma zeminine; farklılıklarımızı tanıma ve birlikte yaşama kabulüne; karşılıklı hoşgörü ve anlayışa ihtiyaç duyduğu bu dönemde, kamplaşmaları körükleyerek kandan kâr edenlerin çıkarlarına karşı, toplumsal dayanışmanın, barışın ve hukukun üstünlüğünün gözetilmesi gerektiğine inanıyorum.
***
Peki, bu durumda bizler, yani kandan kına yakmayanlar ne yapmalıyız?

Sivil itiraz haklarının her zamankinden çok daha etkin ve örgütlü biçimde kullanılması gereken bir dönemde olduğumuz kanısındayım. Madem liberal bir ekonomide yaşıyoruz ve madem bu ekonominin kuralları yaşama biçimimizi belirliyor; madem söz konusu olan bir televizyon dizisi ve madem televizyon dizileri varlık nedenlerini "reklamlara" borçlular, bu konudaki en etkin protesto biçiminin, tüketici haklarımızı kullanmak olduğunu düşünüyorum. İster doğrudan böyle diziler çekerek, ister bu dizilerin izlenme oranlarından gelir payı kaparak kandan kâr etmek isteyenlere verilebilecek en etkili yanıtlardan birinin bu olacağını sanıyorum. Bu konuda dikkati ve duyarlığı olan herkesi, "Kurtlar Vadisi" dizisine reklam veren her ürünü, her firmayı, her markayı yaygın ve örgütlü bir biçimde protesto etmeye; imza ve katılımlarla desteklenen etkili bir kampanya oluşturmaya çağırıyorum.

Akıtılan bunca kanı aklayacak deterjanların, katil eli yıkayacak sabunların henüz bulunmadığını unutmayalım. Bu karanlık kâra ortak olmayalım. Sesimizi ve varlığımızı duyurana kadar o marka yağları, yoğurtları, çikolataları, dondurmaları, bisküvileri yemeyelim; o marka sütleri, kolaları, meşrubatları içmeyelim; o marka tencere tavaları, kağıt mendilleri, bebek bezlerini almayalım; o marka çarşaf nevresim takımlarında yatmayalım; o marka mobilyalarda oturmayalım; o telefonlarla konuşmayalım; paralarımızı o bankalardan geri çekelim; bunları yaparken en etkin biçimde herkese duyuralım. Bu kampanyanın başarılı olmasını, birkaç kişinin kişisel ahlakına, vicdanına bırakmayalım; takipçisi olalım, sivil itiraz grupları oluşturarak gelişmelerden sürekli herkesi haberdar edelim. Sevenleri, hayranları, okurları, seyircileri, dinleyicileri olan topluma mal olmuş, tanınmış kişileri, bu kampanyaya destek olmaya ve destek olduklarını duyurmaya çalışalım.


***
Elbette yalnızca tüketicilere yönelik bir sesleniş değil bu. Türkiye'nin daha demokratik, daha özgürlükçü, daha çağdaş, daha uygar olması amacı ve niyetini taşıyan bütün şirketler, kurumlar, kuruluşların sahip ve yetkililerini, "reklam pastası payını" insan kanıyla karmamaya çağırıyorum. Türkiye'yi hukuksuzluğun, çetelerin, mafyaların, karanlık güçlerin ve emellerin yönettiği bir ülke olmasını haklı göstermeyi; başkasının ölüsünden, kanından, servet, itibar, fedai, çete sahibi olmayı özendirmeyi istemeyen bütün iş adamlarının, reklam veren, reklam yapan dernek ve kuruluş yöneticilerinin aklına, vicdanına, sağduyusuna seslenmek istiyorum.


Yalnızca bir televizyon dizisinden değil, bir başlangıçtan söz ediyorum. Kardeşlerimiz katillerimiz olsun istemiyoruz artık. Komşularımız düşmanlarımız olmasın. Bu şiddet kültürünün aşılması için daha kaç gencin potansiyel katil ya da kurban olması gerekiyor?


Haraca, gaspa emanet edilmiş sokak aralarında, banliyö trenlerinde, varoş semtlerde, lise önlerinde, havaya kurşun sıkılan düğünlerde, töresinin hukukuna kadın kanı akıtan aile mahkemelerinde, bıçak çekilen tribünlerde, karanlık pazarlıkların döndüğü han köşelerinde, sigara dumanına boğulmuş internet kafelerde çekilen her bıçağın, namluya sürülecek her kurşunun "küçük ya da büyük hisseli uzak ortağı" olmayalım.


Elbette bu çeşit dizileri yapan kişi ve kuruluşlar, daha fazla kâr etmek, daha fazla para, güç, itibar ve fedai kazanmak isteyebilirler, ama sizler daha fazla ölü, daha fazla kan, daha fazla tabut istemiyorsanız, bunu bize söylemenizi istiyorum.


Benim şu yaptığım, sivil itiraz adına suya atılan bir taş yalnızca. Umarım sudaki halkalar gibi yayılıp genişler, bize yalnız olmadığımızı, birbirimize yaslandığımızda milyonlar ettiğimizi öğretir.


Biz hiçbir kanala reklam veremeyenler, bir zamanlar "Edirne'den Ardahan'a" diye tanımlanan üzerinde yaşadığımız toprakların haritasının, bundan böyle "Susurluk'tan Şemdinli'ye" diye adlandırılmasını istemiyorsak, verilmiş reklamları adreslerine iade edelim.

MURATHAN MUNGAN

13 Şubat 2007

SİYAH ZEYTİN YAPALIM


Sofralık siyah zeytinin bitmesine ramak kala yakaladım ve zeytinimi bana göre yeni olan bu yöntemle kurdum.Tadına Osman Bey’in yaptığı zeytinlerde baktığım için sonucundan emin olduğu söyleyebilirim.Ama zeytinim olgunlaşınca sizleri mutlaka haberdar edeceğim.Daha önce sele zeytini yapmıştım.Ama bu daha kolay oldu açıkçası.Tüm ihtiyacınız olan zeytin, kaya (yada çakıl-salamuralık) tuz, limon tuzu ve şeker.Kaya tuzunun mümkün olduğunca iri taneli tercih edin.Böylece daha geç çözülerek zeytini yakmadan olgunlaşarak acı suyunu atmasını sağlayacaktır.Zeytini ve kabınızı güzelce yıkayın ve iyice kurumasını sağlayın.Bu iş için büyük boy bir plastik bir kavanoz uygun olur.Kabınızın en altına zeytini 2 parmak kalınlığında koyun.Üzerine bir avuç tuz serpin ve bir iki tane limon tuzu atın.Bu sırayla kavanozu zeytinleri fazla sıkıştırıp ezmeden boynuna kadar doldurun.En üste bir yemek kaşığı şeker serpip kavanozun kapağını kapatıp yan yatırın.Her gün kavanozunuzu sallayın.Kavanozu yatırırken boynunun altına bir yükseklik koyun.Sızan acı suyun etrafı kirletmesine engel olabilirsiniz böylece.Zeytinin olgunlaşması 2,5-3 ay kadar sürecektir.Rengi iyice kahverengiye dönüp tadı gelince kavanozu açın.Olgunlaşan zeytini fazla tuzunu atması için yıkayın ve kuruttuktan sonra buzdolabına koyun.Bu aşamada isterseniz zeytinyağı içinde saklamayı da tercih edebilirsiniz.

MERHABALAR

Evet farkındayım uzun zamandır sitede yeni bir şey yok.Çünkü sevgili dostlar tatildeydim.Oğlumla birlikte nefis bir sömestre tatili yaptık.Geç kalktım ve geç yattım.Öğlen uykusu uyudum.Sinemaya gittim.Uyumadan önce istediğim kadar kitap okudum.Ne yemek yaptım ne de ev işi.Hatta bazen canım işssizlikten sıkıldı bile ve bu bana büyük zevk verdi.Blog da tatildeydi bu nedenle.Açılışı çok eskilerden bir yemekle yapıyorum.Ben babamın teyzesinden almıştım.Bilen bilir ondan aldığım sırada bekleyen daha çok yemek tarifim var.Tarçın eski osmanlı mutfağının vazgeçilmezlerinden.Et yemeğinde tarçının kullanılması sizi şaşırtabilir ancak yaptığım araştırmalarda et yemekleri ile birlikte çok kullanıldığını gördüm.Korkmayın ve kullanın.Hem kuzu etinin bazıları için rahatsız edici olan kokusundan kurtulacaksınız hemde yemeğe inanılmaz bir aroma verecek.Özellikle tavsiye ediyorum.
Sevgilerimle

PAPAZ YAHNİSİ



MALZEMELER

1 kg ceviz büyüklüğünde kesilmiş kuşbaşı kuzu eti
1 kahve kaşığı tuz
1 kahve kaşığı karabiber
1 kahve kaşığı tarçın
1/3 fincan sirke
2 adet orta boy soğan (yarım halka halinde kesilmiş)
1 baş sarımsak (ayıklandıktan sonra her bir diş dilimlenmiş)


HAZIRLANMASI

Fırınınızı 150-160 dereceye ayarlayın.
Toprak güvecinize etinizi soğanı sarımsağı sirke ve baharatları koyun.Eşit bir yoğunluk olması için karıştırın.
Un ve su ile koyu bir hamur hazırlayın.Hazırladığınız bu hamurla güvecinizin kapağını hava geçirmeyecek şekilde sıvayın.
Önceden ısıtılmış fırının orta rafına yerleştirin ve 1-1,5 saat pişirin. Arada (örneğin 30 dakikada bir) güvecinizin yönünü değiştirin.
Kokusunu iyice almaya başlayıncaya kadar pişirin.Kapağını açın ve mutlaka sıcak olarak servis edin.Bu basit yemeğin lezzetine çok şaşıracaksınız.

AFİYET OLSUN

30 Ocak 2007

INSIDE MAN



Kadro müthiş.Ama itiraf etmeliyim ki filmi tercih etmemin nedeni Clive Owen idi.Pizzalar sipariş edildi. Ufaklık yatağa gönderildi. Pozisyon alındı. Ama malesef zevkli bir soygun ,hırsız polis filmi izleme zevkim damağında kaldı. Clive Owen da film boyunca yüzü maskeli dolşatı durdu. Ayıp etti yönetmen .
Şöyle diyebilirim o kadar aksiyonlu film idi ki eşimi arada dürterek "istersen yatağa git boynun ağrıyacak" demek zorunda kaldım. Bu arada nasıl olduysa Enver Hoca'ya da laf etti bizim Amerikan polisi. Satın almayın,boşverin.