01 Mart 2007

ELMALI TOP KEKLER

Bu tarifi sanırım http://www.allrecipes.com/ adresinden almıştım uzun zaman önce. Çok emin olduğumu söyleyemem kaynağı hakkında. Ama üzerinde bazı değişiklikler yaptım ilk denemeden sonra. En az 3 değişiklik tarifi bana ait olmasını sağlayacağına göre bu tarif artık benim. Şekeri ben az kullanıyorum çünkü oğlum çok şekerli tatlardan pek hoşlanmıyor.

Dediğim gibi bu keki daha önce denemiş olmama rağmen fotoğraf makinam çalındığı için bir türlü yazamamıştım. Artık bir süre cep telefonu ile çekilmiş fotoğraflarla idare etmek zorunda kalacağım. Artık kusura bakmayın.

Gelelim tarifimize;


MALZEMELER

2,5 bardak un
4 tatlı kaşığı kabartma tozu
1 çimdik tuz
½ bardak şeker (dilerseniz miktarını artırabilirsiniz.Bizim evde fazla şekerli kekler tüketilmiyor malesef)
2 yumurta
10 yemek kaşığı tereyağı (yumuşamış)
1 limonun rendelenmiş kabuğu
bir kaç damla limon suyu-1 tatlı kaşığı kadar
1,5 bardak süt
1-1,5 paket kadar vanilya
1 büyük ekşi yeşil elma-marketlerde granny smith adıylada satılabiliyor.-kabuğu soyulmuş ve rendelenmiş.
1 tatlı kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı tarçın

HAZIRLANMASI

Fırınınızı 220 dereceye ayarlayın. Kek kalıplarınızı yağlayın ve unlayın.

Şeker, yumurtalar, tereyağı, vanilya, limon kabuğu, limon suyu ve sütü krema kıvamına gelinceye kadar çırpın.

Un, tuz ve kabartma tozunu ayrı bir kabın içine eledikten sonra yukarıdaki yumurtalı karışıma ekleyin.

Rendelenmiş elmaları ilave ettikten sonra bir karışımla kek kalıplarının içine paylaştırın.

Birer tatlı kaşığı tarçın ve şekeri karıştırın ve top kekleriniz üzerine serpin.

15 dakika pişirin. Bir kürdanla pişip pişmediklerini kontrol edin.

Fırından alın.


Kalıptan çıkartmak için 1-2 dakika soğutun.


Mümkünse buzdolabında bir gün bekletip serin servis edin.

Kesinlikle sıcak tadına bakmayın-moraliniz bozulmasın:))




AFİYET OLSUN
Oylum

28 Şubat 2007

NE DEMEK


Anne mi oldum.

Gerçekten mi?

Onun o yumuk yumuk ellerine bakarken kocaman yuvarlak kafasını okşarken yada uykuda o bebek kokan gıdısını pembeleşmiş yanaklarını öperken anlıyorum anneliği.

Delice bir duygu annelik. Çok sağlıklı değil. Mantıklı hiç değil.

Devamlı bir paranoya ve sonsuz bağlılık her yaptığından üzülüp acı çekme ve yeterli olamadığın duygusu yakanı bırakmıyor.

Yapacaklarını hep önceden hesaplayıp yapma 360 derece düşünme zorunluluğu garip bir şey. Kafana göre takılamıyorsun, boş ver bu akşam da yumurta kırarız diyemiyorsun. Seni engelleyen yazılı kurallar yok ama, olmuyor işte.

Gönüllü kölelelik bu. İnsanlar elden ayaktan kesilseler dahi neden evlatları için çırpınıp duruyorlar anlıyorsun.

Ölene kadar sevmek işte. Ötesi yok..

Annelik hastalıklı garip bir duygu.Dünyanın öbür ucunda acı çeken bir bebek için acı çekiyor çığlık atan bir anne için ise sızlanıyorsun. Acısını yüreğinin taaa dibinde buram buram hissediyorsun. Gözlerin dolup burnun sızlıyor. Gördüğün yavru kedileri bile hemen kendi yavrunla özdeşleştirip cabalamaya başlıyorsun.



Ama tüm bunlara rağmen çoşkulu bir mutluluk anlatılamayan bir sevgi seli;
.
Annelik delice sevmek, Bağımlılık ve bağlılık ;

Yavrunun o bebek kokusunu, yumuk ellerini uykunda bile özlemek ;
.
Hiç kimsenin uyandıramadığı derin uykulardan hafif bir nefesle uyanmak;.

Geceleri buz gibi taşlara basa basa yürümek;

Gözünden uykular akarken bebeğini sallamak , avutmaya çalışmak;.

Ne kadar yorgun ne kadar kızgın olursan ol bir gülümsemesiyle hepsinin sabun köpükleri gibi uçup gidivermesi;

Giysi almaktan vazgeçip oyuncakçıları dolaşmak ;

Hem umrunda olmak hem uyanık olmak hemde umursamamak;

Ama en önemlisi kahkahalarla gülmek delicesine bir mutluluk ;

Tutkuyla sevmenin tavana vurması;

Karnında olduğu günlerden bugüne kadar olan herşeyi hatırlamak yıllar sonra bile hissetmek;



Ne kadar kızsanda o minik ellerin yüzünde dolaşıp kocaman açılan gözlerle sorulan “anne beni seviyor musun ?” sorusuyla dilinin tutulması dimağının felç olması;

Sevmek ne demek tapıyorum bayılıyorum diyebilmek için için bağırmak çığlık atmak istemek;

Yüreğim dursada seveceğim diyebilmek;

Ürettiğin felaket senaryoları ile ağlayabilmektir annelik.

Nasıl bir erkek olacağını hep merak etmek, okuldayken ne yaptığını merak etmek, git kendi başına oyna deyip özgür bırakmak ve artık kendi başına kalabiliyor derken hem sevinmek hem sana bağımlılığı azaldığı için üzülmek.

Ama yorgunluktan ölü gibi uyumak sırtının kollarının ağrıması , tükenmişlik bol bol endişe.Tüm bunlara rağmen hiç pişman olmamak annelik.

"Anne olunca anlarsın"ın hakkını şimdi verebiliyorsun demek. Annene yaptıklarından dolayı üzülmek demek.

Daha bir çok şey ve çok çok güzel.
oylum

27 Şubat 2007

ASTERİKS VE VİKİNGLER


Orjinal adı : Asterix and the Vikings
Yönetmen : Stefan Fjeldmark ve Jesper Moller
Süre: 78 dakika

Çocukluğumdan beri Asteriks in bir hayranıyım. Çizgi dünyanın klasiklerinden sayılan bu serileri remzi kitapevi yeniden yayımlamaya başladığı andan itibaren almaya başladım.Elbette çevirmen farkı var ama yine de çok güzeller.

Film orjinal adı Asteriks ve Normanlar kitabın uyarlaması olan bir çizgi film.

Tüm Galya roma işgali altındadır yani hemen hemen tüm Galya.Küçük bir köy hala daha Sezarın muhteşem ordusuna karşı direnmektedir.Hem de ne direnme civardaki tüm lejyonlar bu yenilmez Galya köylüleriyle karşılaşmamak için karargahtan dahi çıkmamakta ve buda kahramanlarımızın canının sıkılmasına neden olmaktadır.

Bir gün şef Toptoriks in yiğeni Parisium dan köye gelir. Asteriks ve Hopdediks' e bu yaramaz delikanlıyı adam etme görevi düşmektedir.

Bu esnada çok uzaklarda korkusuz vikinglerin vahşi lideri bir köye akına karar verir.Ancak tüm köy boştur.Her zamanki gibi köylüler kaçmıştır.Bu duruma hem moralleri bozulan hem de merek eden vikingler köylülerin korktuklarını öğrenirler.Korku' nun nasıl bir şey olduğunu keşfetmek için ve kendilerine korkuyu öğretmesi için korkunun şampiyonunu bulmak için yola koyulurlar veee sonrasınıda siz seyredin bakalım neler olacak.


FAUNUS 'UN LABİRENTİ







Yapım yılı:2006
Yönetmen:Guillermo del Toro
Orjinal adı:El labirento del fauna

Filmi Türkçe ye ve İngilizceye çevirirken Pan'ın labirenti diye çevirmişler.Birbirlerine çok benzemelerine rağmen Pan ve Fauna temel bazı farklılıklar taşımaktadır.Bence filmin adı orjinalinde olduğu gibi faunus nın labirenti adını taşımalıydı.Çünkü yunan tanrısı olan Pan ın insanlara nasihat verip kehanetlerde bulunmak gibi bir derdi yoktu.
Fauna evli ve çapkınlıkla alakası olmayan bir tanrıydı.Oysa azgın bir teke olarak düşünülürmüş Pan. Kadınlara ormana ve hayvanlara kötü davranılmasına katlanamazmış.Ama çapkınmış bir o kadar da; Zeus kadar olamasa da.Kadınların yalnız başına ormana gitmemesi salık verilirmiş çünkü Pan ın flütünü duydukları anda kendilerini baştan çıkarıcı müziğe kaptıracaklarına ve Pan'ın büyüsüne yakalanacaklarına inanırmış yunanlılar.(*)
Filmin konusu
 1944 yılında İspanya iç Savaşı'nın son günlerinde Ofelia hamile olan annesiyle birlikte kırsal alanda görevli faşist cuntacı bir subay olan üvey babasının yanına gider.
Ofelia henüz doğmamış küçük kardeşine okuduğu kitaplardaki masalları anlatan perilere ve sihire inanan henüz çocukluğun güzel hayallerini yaşayan 10 yaşında küçücük bir kızdır.
Üvey babası ise kötü bir üvey baba olmanın yanısıra kendisini kahraman zanneden kötü kalpli korkunç bir adamdır.
Film çok lirik çok hüzünlü. Efsanelerden esinlemeler var.Gerçek hayat masalla karışmış bir halde .Ofelia sadece yalnızken perileri fauna yı ve diğer yaratıkları görebilmektedir.Gerçek hayatta ise ilgisini çeken en önemli şey tek sığınağı olan annesinin çok kötü geçen hamileliğidir.
Oysa üvey babasını ilgilendiren tek şey ise oğlunun sağ olarak doğmasıdır. "Seçim yapmak zorunda kalırsan "der doktora "oğlumu kurtar".
Üvey babası masum köylüleri sorgusuz sualsiz vahşice öldürürken Ofelia da çocukları yiyen bir canavarla karşılaşmak zorunda kalır. Hangisini yaşamak istediğinize hangisinin daha korkunç olduğuna siz kara verin.
Filmin kareleri özenle hazırlanmış görsel bir şov gibi.İspanyol ressamlarını hatırlıyorsunuz seyrettikçe.
Ben çok sevdim mutlaka izleyin.

* Faunus -Vahşi doğanın ve verimliliğin (ROMA) Tanrısı. Nasihatçı olarak da tapınım ve saygı görmüştü. O Yunanların doğa tanrısı Pan ile aynı özellikleri taşımıştır, boynuz ve yeleleri varmış. Büyükbaş hayvanların da koruyucusu olarak bilinmiştir. Ona Roma Kır Tanrıları Faun'lar eşlik ederlermiş. Faun'lar Yunan mitolojisinde Satyr'ler olarak yerlerini almışlar. Faunus'un bayan benzeri Fauna'dır. Kurt suratı, çelenk ve kadeh Faunus'un simgeleridir. Filmde kullanılan semboller Pan ın değil Faunus un sembolleridir.
Pan - Yunan mitolojisinde kırın ve çobanların tanrısı. Yarı keçi yarı insan halinde tasvir edilir. Verimliliğin, üretkenliğin ve bahar heyacanının temsilcisi.Kırlarda aniden insanların karşısına çıkıp yaygara koparmayı sevdiğinden ve görüntüsüyle insanları korkuttuğu için "panik" sözcüğü buradan türemiştir.Aslında çokda neşeli dans eden ve kadınları ve nmypheleri baştan çıkarma ustası bir tanrıdır.Roma tanrısı Fauna dan farklı olarak bekardır.Tanrı Pan,efsanesi ve kişiliği hakkında Behcet Necatigil'in "100 Soruda Mitologya "daki anlatımını aşağıya alıyoruz:

"Dağlık Arkadia'da küçükbaş hayvanların,çobanların tanrısı. Keçi ayaklı Pan, Hermes'in oğludur. Tanrıların,çokluk,insan kılığında değilde hayvan kılığında düşünüldüğü ilk zamanlarda Pan da keçi kafalıydı; sonradan bu keçi kafasından sadece boynuzlar ve sakal alıkonarak,yüzü insan yüzü oldu.Sonradan engizisyon bu tasviri çok sevdi ve Pan tasviri şeytan tasviri ile özdeşleşiverdi.Oysa Hiristiyanlığın ilk yıllarında şeytan tasviri yoktu.Ama Avrupada halkın inandığı pagan tanrıları göze batınca sevgili masum Pan da şeytan oluverdi.Böylece de Avrupa cadı avına çıkmaya şeytan çıkarma törenleri düzenlemeye başladı.
Pan çoban kavalını sever,azgın tekeler gibi güzel nhymphaların peşine düşerdi. İnsanların hayvanların uyuduğu kızgın,ıssızyaz öğlelerinde birdenbire, beklenmedik gürültüler koparır, dört bir yana "panik" korkular saçardı.Marathon savaşı savaşı gecesi Persleri bu şekilde paniğe uğrattığı için, Atinalılar savaştan sonra tanrı Pan'a Akrapolis eteğinde bir tapınak yaptılar.Pan sözü Yunancada "bütün"anlamına geldiğinden mistikler, sonraları Pan'ı harşeyi yapabilir bir tanrı payesine çıkardılar.
Kadınlara da düşkünmüş Pan müziği ve dansı çok severmiş.Ormana yalnız giden kadınların çapkın Pan ın müziğini duyup büyüleneceklerine inanılırmış.Kadınlara hayvanlara ve doğaya kötü davranılmasına katlanamazmış."(sevdim ben bu tanrıyı).

22 Şubat 2007

ELF LEYLE VE LEYLE

Bize dönersen, biz de sana döneriz.

Senin için de vefalı deriz.

Bizi bırakıp gidersen

Ödeşmiş olur, bahtımıza küseriz.
Söyletme beni dert küpüyüm.

Şansım yok, zamanım bulut.

Ayrılınca nazlı yarimden,

Kalmadı içimde geleceğe dair bir umut!
Yıllar önce binbir gece masalları uzun bir seri şeklinde ve sansürsüz tam çeviri olarak yayımlanmıştı.İlk beş ciltten sonra içime fenalıklar basmış ve seriyi arada sırada okumak üzere kitaplığa kaldırmıştım.Kaldırış o kaldırış olmuş ve bir daha elime almamıştım. Şimdi tek kitap halinde yayımlanan 1001 Gece Masallarını görünce dayanamayıp aldım.
Ancak denilir ki, bu masalları henüz hiç kimse baştan sona okumamıştır ve baştan sona okuyan kişi ölür... Masalların büyülü dünyasına da böylesi bir rivayet yakışırdı değil mi?
Bu çocukluktan kalma bir alışkanlık olsa gerek. Masal okumaya bayılırım. Belkide o yüzden bilim kurgu ve fantastik yayınları bu kadar çok seviyorum. Küçük çocukluğumda okuduğum masalların tadını beni götürdükleri hayalleri unutmama mümkün değil. Sanırım bu yüzden biraz romantik fazlasıyla hayalci ve hep mucizeler bekleyen ama bazende karanlıktan korkan bir insan oldum.
Ama şimdiki çocuklar masal kahramanının padişahın en güzel ve en akıllı kızıyla evlendiğini bilmiyorlar. Hayallerin ardına takılıp gitmekten yoksunlar. Devlere cadılara inanmıyorlar.Oysa onlar insan kılığında aramızda geziyor.Sadece isimleri değişti. İhmalkar doktor, rüşvetçi memur, vicdansız polis yada katil oldu isimleri. Devlerle birlikte iyi kalpli, dürüst, namuslu insanlara da inanmıyorlar tabii ki. Kahramanlarsa gittikçe azalıyor. Fasulye sırığına tırmanıp devi yenen Küçük John masalını bilmiyorlar. Andersen ve Grimm kardeşler belkide sadece film adı onlar için.
Ne kadar acı minik yürekleri böylesine kurak bırakmak.
Ayrıca masallar ve kahramanları bir çok kitaba, filme ve kahramana da esin kaynağı olabiliyor. Masal kitaplarının edebiyattan zevk alan ve takip edenlerin kitaplığında mutlaka bulunması gerekir.
Neyse gelelim kitabımıza. Masallar aynı elbette. Birbirinden ilginç ve güzel isimleri olan insanların inanılmaz öyküleri. İçiçe geçmiş arka arkaya sıralanıyor. Ancak daha kısa ve erotizm nerdeyse yok. Oysa erotizmin piri olan arapların 1001 gece masallarını böyle okumamıştım ilkinde. Özellikle binbir gece denmesinin nedeni bana oldukça anlamlıda gelmiştir. Hatta küçük çocuklara okutulmaması gerektiğini büyüklere özgü olduğunu da düşünmüştüm. Ama bu kitap öyle değil.
1001 Gece Masallarının özünden bahsetmeme Şehriyar, Şahzaman, Şehrazad ve Dünyazad ın öykülerini anlatmama gerek yok.Herkes biliyor zaten.
Çeviren: Ahmet Said
Yayın Yılı: 2007
813 sayfa
Nergiz yayınlarından çıkmış.
Kitapla daha ayrıntılı bilgi almak için aşağıdaki linke tıklayın.