19 Kasım 2008

MEYVE AROMALI PUDİNG PASTASI

01 Put the blame on mame.mp3 - rita hayvard




Bazı günler ne yapacağınızı bilemezsiniz. Aniden misafir gelir.Ufaklık tatlı diye tutturur . İşte geçen Pazar benim için öyle bir gündü. Uyunmadan geçen bir cumartesi akşamından sonra yorgunluğumuzu atmak ve biraz kendimize gelebilmemiz gerekiyordu. Sabah geç kalkmış kahvaltıya diyerek çıkıp akşama kadar gezmiştik. Akşam yemeğinden sonra çayı demleyip keyif anı için canımız tatlı çekti çekmesine ama ben ne yapacağımı bilemezken ve erzak dolabını talan ederken bulduğum malzemelerle anında uydurduğum bir tarif.Ancak tüm uydurma yapılan yemekler ve tatlılar gibi oldukça başarılı.Canıniz hafif ve sütlü ama değişik aromalı bir şeyler yemek istediğinizde kolaylıkla yapılacak bir puding pastası.Bence yazında uzun akşamüstü keyiflerinde oldukça sevilecek bir tatlı.Ayrıca, Bu tatlıyı bir bir çırpıda yapabileceğiniz için de beğeneceğini umuyorum.

Bereket versin savoyer bisküvileri artık marketlerde paketle satılıyor. Önceden alıp dolaba kaldırmak gibi bir şansımız var. Hatırlarımda annem savoyer bisküvi bulamadığından hazırlayacağı tatlıdan vazgeçtiği çok olmuştu.Biz şanslıyız.




MALZEMELER


2 Paket Vanilyalı Puding
3 Bardak Şeftali Suyu
4 Bardak Süt
1 Paket frambuazlı meyveli sSos
25-30 Adet Savoyer Bisküvisi (Tepsi Büyüklüğüne Göre Değişir)


HAZIRLANMASI


1-Savoyer bisküvilerini tepsiye dizin. Üzerlerine 1 bardak şeftali suyuyla ıslatın.
2- Vanilyalı pudinginizi tarifine göre hazırlayın. Ancak 2 bardağında süt yerine su kullanın.
3-Tepsideki savoyer bisküvilerin üzerine dökün.
4-Diğer yanda frambuazlı meyve sosunuzu hazırlayın ve soğutup pudingin üzerine yayın.
5-İyice soğutup servis yapın..


Afiyet Olsun

13 Kasım 2008

HAZIR YUFKADAN KOLAY SU BÖREĞİ

Medilimin Ucuna Sakýz Baðladým Sakýz / I Tied Mastic To My Handkerchief - Muammer Ketencoðlu


Eve her akşam koşturarak gelirsin. Aslında canın sağda solda dolanmak ister ama damarlarında ılık ılık akan gezinme arzusunu biraz ağır yürüyerek atmaya çalışırsın. Yufkacıya uğranır yufka alınır. Hımm kaşar loru güzelmiş ondan da yarım kilo tartıver bana. 10 adet yumurta lütfen irilerinden olsun. Çıkıp kasaba girersin yanda börekçiden hazır mantı ve taze pişmiş nohut mayalı peksimeti unutmayalım. Akşam çayıyla nefis olur. Sonrada nedense eve girince hele de iki lokma yedikten sonra halin kalmaz canın yufka börek tepsi falan görmek istemez.

Ben tam bu havadayım işte şu son günlerde. Uykularım pek tatlı. Mevsim dönümünden sanırım. Her akşam eve yapacağım şeyleri planlayarak gidiyorum. Çorba yapalım yanına güzel bir salata sebzeli pilav birde etli sebze yemeği. Oğlanla biraz oynayalım. Yatırdıktan sonra şu yeni çıkan filmi seyredelim derken, kapıdan giriyorum. Havasından mıdır suyundan mıdır nedir o kapıdan geçince tek derdim bir an önce salondaki kanapeye kıvrılmak oluyor. , Ne yemek yemek ne yapmak ne de film izlemek. Ben uyuklarken siz isterseniz televizyonu açın, beni ellemeyin de ne yaparsanız yapın.

Neyse bu dönemim geçer gene evin içinde koşturmaya başlarım. Yemekler yaplır çaylar demlenirken börek pişer kestaneler közlenir. Aslında ben tam bir ev kuşuyum. İşimi bitirip kenara köşeme çekilip nakışımla baş başa kalıp arada film izlemek çay yudumlamak kadar keyiflisi yok bence. Bu nedenle misafir gitmektense ağırlamayı tercih ediyorum.

İtiraf ediyorum, belki bana kızacaksınız ama ben şöyle bol yağmurlu ve soğuk bir kışı özledim. Gerçi yanında kedisiyle gürül gürül yanan bir kömür sobası da olmalı üzerinde portakal kabuklarıyla birlikte. Köşesinde hafiften çay fokurdamalı. Bu klimalar güzelde ruh yok onlarda. Gerçek ateşin verdiği sıcaklığı vermiyor bana nedense.İşte bu yüzden çocukken kış gecelerinin tadı bir başka olurdu.

Yağmurlu bir öğleden sonra eski usul bir divanın üzerinde bol tüylü bir Bitlis battaniyesinin altında elinde hafif bir romanı okurken uyuya kalmalı insan. Yanında seninle birlikte keyfinden gırıldayan bir kediyle birlikte. Sıcacık olmalı oda ve yanakları pembeleşmiş uyanmalı çocuklar, koklamaya doyamamalısın. Sonra yanında çay demlenip taze bir su böreği ile akşama hafif geçiş yapmaya ne dersiniz?

Hadi buyurun sofraya hanımlar. Çay demlenmiştir artık :)





MALZEMELERİ


2 yumurta
2 su bardağı süt
2 su bardağı su
1 su bardağı sıvı yağ
7 adet yufka
½ kg tulum loru
1 demet maydonoz
Karabiber




Hazırlanması

Bu börek hem çok lezzetli hem kolay oluyor. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, tepsinizin büyüklüğü. Bu malzemeleri bir büyük dikdörtgen borcam tepsi için yeterli oluyor.


1-2 adet yumurtayı çırpın ve üzerine süt su ve yağı ilave ederek böreğinizin ara harcını hazırlayın.


2-Lor veya tercih ettiğiniz başka bir peynire ince kıyılmış maydonozu ve dilediğiniz kadar tuz ile karabiberi ilave ederek karıştırın.


3-Tepsinizi yağlayın. Bir yufkayı ikiye bölerek yarısını tepsiye serin.


4-Bir yufkayı ikiye bölün elinizle yuvarlayın ama çok sıkıştırmayın. Yarım yufkanın boyu borcam tepsiye uygun geliyor. Bu yufkayı hazırladığını sütlü tamamen batırarak diklemesine tepsiye koyun.3 yufkayı bu şekilde dizdikten sonra üzerine peynirli karışımı dökün.


5- Diğer 3 yufkayı yukarıda anlattığım şekilde tepsiye peynirin üzerine dizin. Kalan yarım yufkayı en üste serin ve kalan karışımı böreği kesmeden tepsiye dökün.


6- 1/2 -1 saat kadar bekleyin. Yufkalar karışımı iyice emsin.Ardından 150 derecelik fırında altı ve üstü iyice kızarana kadar pişirin.


Ilık ya da soğuk servis edebilirsiniz.




Afiyet olsun.

05 Kasım 2008




"..........Karanlıkta, kendi içine kıvrılıp, beni yanında yalnız
bıraktığında, onu hiç tanımadığımı kabullenmek zorunda kaldım. Seviştiğimiz
kadınların vajinalarını aralamakla vucutlarının her noktasını
görebildiğimizi ve içlerine girdiğimizde, derinlerine ulaşabildiğimizi
sanmak ne bağışlanmaz saflık............."



Elif Şafak "Bit Palas" adlı kitabından

30 Ekim 2008

KOKULAR



Onları biliriz ancak çoğunun farkında değilizdir. Girdiğimiz odadan hoşlanıp hoşlanmamaya tanıştığımız kişiyi sempatik veya itici bulmaya kadar etkiler bizi. Çoğumuz otobüslerin sıkışıklığında yanımızda dikilen adamın ter kokusundan rahatsız oluruz.

Bildiğimizi sandığımız ama aslında farkında olmadığımız o uçucu moleküller hakkında neler biliyoruz.

Bebeği anne ilk kucağına aldığında öpmeden önce içine çeker. Bıngıldağı başka gıdısı başka kokar. Huzur verir. Cennet kokar derler ama aslında anne rahminin kokusudur. Sonra bebecik gözlerini zorla açar bakar. Yirmi kişinin içinde olsa da henüz göremediğini bildiğimiz o yeni doğmuş bir damlacık şey tanır anneciğini. Yanınızda uyuyan eşinizin nefes sesiyle birlikte kokusu da rahatlatır.

Her şeyin kokusu vardır. Sinema salonlarının, kitapların, sınıfın, oturulan sıranın, yeni giysilerin yanı sıra acının ve yalnızlığın da. Hepsini sınıflandırır ve gerektiğinde kullanmak üzere beynimizin arşivine yerleştiririveririz. Bakmadan hissederiz ya odaya gireni, arkamızda duranı. Belki altıncı his denen şey kokuyla birlikte oynaşıyordur etrafımızda.

Örneğin ölümün kokusu var mıdır?


Ölümün olduğu, ölünün çıktığı evlerin farklı bir kokusu vardır. Hayır, aklınıza gelen o şeyden bahsetmiyorum. Anlatmak istediğim şey daha farklı ve daha derin. Bu ağır bir hüznün, yıkıcı bir acının ve gözyaşının kokusudur. Beklenmeyen bir ölümde veya çok sevilen birinin kaybında daha da ağırlaşır. Ölümün beklendiği evlerde, ilaç kokusunun altında hissedilir. Bu yoğun ve tatlımsı koku tene, giysilere yapışır yıkanmadan arıtamazsın. Oysa mutluluk yağmur ; huzur zeytinyağı, süt veya karamel kokuludur. Yaşlılık ise lavanta ile birlikte birazda ekşi yapıdadır.



Babaannemi kaybettiğimde, rutin işlemlerden biri olarak evini boşaltmaya gittiğimizde evin içinde dolaşmaya başladım. Eşyalar bile daha farklıydı bu defa. Yatak odasına girip de elbise dolabını açtığım zaman giysilerinden yükselen sabun ve babaannemin kendine özgü yaşlılık kokusu tokat gibi yüzüme çarpmıştı. Elbiselerine sarılıp bağırarak ağladığımda annem ve yengem beni sakinleştirmeye çalıştılar. Beni anladıklarını sanmıyorum. Çünkü ölümü anlayacak ve doğal kabul edecek kadar büyüktüm. Beni asıl yaralayan onun gittiğini bilmeme rağmen sanki yanı başımda salınıyormuşcasına hissettiğim kokusuydu. O ölmüştü ama kokusu o dolapta giysilerinin üzerinde asılı kalmıştı. Hazır olmadığım buydu. Kim hazır olabilir ki kaybettiği sevdiğinin yanında dikiliyormuşcasına kokusuyla irkilmeye. Bu tıpkı giden sevgilinin eşyalarından daha önce hiç almadığınız gibi kokusunu almaya benzer. Avaz avaz bağırır koltuk, minder ve gömlek “ben ona aitim”. Oğlunuzun boş odası hala o kokuyordur. Aslında hep bildiğiniz ama farkında olmadığınız kişiliklerinin gerçek giysileri salınır durur etrafta görüntüleri yok olduğunda dahi.

Oylum Özmen
15.08.2008-İzmir

20 Ekim 2008

BİR ÇINAR DEVRİLDİ

Kuruluş döneminin en son şairini kaybettik.Başımız sağ olsun


HASRET

Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri,

Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye: Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri,

Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye

***

AGIR HASTA

Üfleme bana annecigim korkuyorum,
Dua edip edip, geceleri.
Hastayim ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi vücudumun bir yeri.
---
Niçin böyle örtmüsler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Agarırken uzak rüzgarlar içinde
Oyuncaklar gibi sehir.
---
Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Agliyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavas ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.
---
Annecigim, büyüyorum ben simdi,
Büyüyor göllerde kamis.
Fakat degnekten atim nerde
Kardesim su versin ona, susamis. .
***

SULAR BİZDEN AKILLIDIR

Sular bizden akıllıdır,
Daha evvel görür akşamı,
İner havadan önce,karanlığa,
Büyük bir balık gibi ortadan silinir
Kaçışırken hayvanlar dağa.

---
Sular bizden akıllıdır,memnun olur,
Sadece ağaçlardan
Başka insanlardan değil,
Bizi yalnız bırakan.
---
Sular bizden akıllıdır,uyumaz,
Açar maviliğe, iri gözlerini.
Ve bekler bir ölüm sırrı içinde,
Dağlarca Kendi hayatının yerini.

Fazıl Hüsnü Dağlarca