23 Eylül 2008



1. gün
Böylesi kötü bir başlangıç beklemiyordum.
Aaaaa hortumumu bile kesmişler!
Meme diye, süt diye birşey varmış.
Nerden nasıl bulunur bu ya? Hayattan daha 1. günden soğutacaklar beni.

2. gün
Meme buldum ama bundan süt gelmiyor, emiyorum allah emiyorum,
tık yok, süt başka yerde mi? Neyse biraz daha emdim geldi, fazla abanınca meme sahibi kişilik bağırdı, ne bağrıyosun açım ben!
çok yalnızım be.
Hayır bişi değil içerdeyken de yalnızdım ama yediğim önümde yemediğim arkamdaydı
en azından, bak yine aklıma geldi, hortumu bile kestiler yaa!
Uykum geldi yine. Zzzzz!

3. gün
Memeyi sevdim, bu dünyadaki tek dostlarım bu iki meme. İyi ki
varsınız.

4. gün
Bugün bir sürü olaylar oldu, gürültü yaptılar, başka biryerlere gittik galiba. Memeden ayrılınca bağrıyorum geri geliyor, sonra uyuyorum, uyanıyorum bir bakıyorum meme yok, neyse ama tekrar bağrınca geri geliyor nasılsa. Sıçmak da zevkliymiş be, eskiden yapamıyordum.

5. gün
Bugün 15 kez kaka yaptım, rekorumu geliştirmeliyim. Dikkat ettim de her yaptığımda temizliyorlar, bunu sevdim. Dikkatimi çeken bir noktada şu ki, amma koca kafalıyım be arkadaş, ağır mı ağır tutamıyorum şerefsizim, pat o yana, pat bu yana, dikkat etseler bari de çatlatmasak daha ilk günden.

6. gün
Avucuma ne verseler hemen tutuyorum, tik gibi birşey, maalesef farkettiler, herkes parmağını veriyor avucuma, mecburen tutuyorum, alemin maymunu oldum iyi mi?
Bu arada ne çok uyuyorum ya arkadaş, atamadım şu yorgunluğu,
daha çok süt içeyim en iyisi. Hayır içtikçe de yoruluyorum o da ayrı, nerde o eski günler, hortumdan geliyordu ne güzel, şimdi em allah em,
bak yine aklıma geldi, şerefsizler kesti hortumu yaa.

7. gün
Bugün solaryuma girdim, sarılık mı ne ondanmış. yine uykum geldi.

8. gün
Biraz daha iyi hissetim kendimi, daha çok süt içiyorum artık.
Kaka yapma işini de tam alt açma anına denk getiriyorum ki etraf pislensin, eziyet olsun. Naapayım ama alt açıkken daha rahat roketleyebiliyorum. Kaka yaparken başka birşey daha yapıyorum galiba, anlamaya çalışacağım bakalım.

9. gün
Çok fena hıçkırık tutuyor, geçsin diye nefesimi tutayım dedim onu da beceremedim, neyse ki süt içince geçiyor. Bu süt her derde devaymış, bugün bunu gördüm.

10. gün
Sütten başka birşeyler verdiler, var ya, yeter artık be, tam alışıyordum yine dayadılar başka birşey, hayret bişi ya, vitaminmiyiş neymiş. Bu arada memelerin arasından dün gördüğüm lavuk gündüzleri piyasada yok akşamları geliyor sadece, hadi bakalım hayırlısı.

11.gün
Al işte, başladı yine bir arıza. Sütten sonra çok feci karnım ağrıyor, böyle gaz gibi bişi, eğilip bükülüyorum, binbir şekile giriyorum çıkaracağım diye. Sırtımı falan sıvazlayın bari be kardeşim.

12. gün
Bütün gün gazdan kıvrandım arkadaş ya, bela oldu başıma, yaygarayı bastım ben de. uyutmadım, diktim bunları da hazır asker. Sonra bir saldım ki evlere şenlik, akabinde uyudum hemen gerisini hatırlamıyorum

13. gün
Annemin suratına sıçtım. Tamam utandım biraz da insan bebeği kıçından öper mi yaa. Ayıp oldu di mi? Naapıyım abi, neyse fazla kızmadı herhalde.

14. gün
Anneme kırmızı renkli birşeyler içiriyorlar, o zaman süt daha bi randımanlı oluyor sanki, böyle tadı da hoşuma gidiyor, şu memelere bir rating aleti taksalar da hangisini sevip hangisini
sevmediğimi söyleyebilsem.

15. gün
Topuktan kan alıp duruyorlar, metin olayım çok ağlamayayım diyorum ama canım yandı be arkadaş, hayır ondan sonra da hemen süt verince sakinliyorum, kızgınlığım geçiyor, ağız tadıyla asabiyet yaptırmıyorlar, şu memelere karşı biraz daha dikbaşlı durabilsem.

16. gün
Şu memeleri çok sevdiğimi bir kez daha anladım, çok seviyorum onları, onlardan ayrılınca içimi bir huzursuzluk kaplıyor, en iyisi onlardan uzaklaştığım anda yaygarayı basayım ben. Bugün
benden biraz büyük biri geldi yanıma, sevme amaçlı olsa gerek bir geçirdi başım dönüyo hala. sonradan öğrendim kuzenmiş, neyse yazdım kenara intikam alınacak.

17. gün
Etrafı daha net seçer oldum, ama el ve ayak koordinasyonu hala zayıf, memeyi kavrayabiliyorum ancak. Bir de bu eller ve ayaklar bana mı ait tam olarak emin değilim, sallıyorum öyle, zevkli birşey.yüze ve gözlere dikkat etmem lazım ama, tırnaklar tehlikeli. Diğer yandan annem bugün onları kesmeye çalıştı ama huysuzluk ettim, etmeseydim daha iyi olacaktı galiba, bak çizdik tam gözün altını yine.

18. gün
Elime torbalar taktılar, kafaya çarpınca artık acıtmıyor, yara bere de yapmıyor. Sanırım onlar da beni seviyor, iyiliğimi düşünüyorlar. aslında hala çıktığım yeri özlüyorum, geri girme
imkanım olmaz mı acaba? Gene aklıma geldi hortumumu bile kestiler ya.

19.gun
Nihayet o adamin neden eve sadece akşamlari geldigini anladim megerse bana ve anneme bakmak icin gunduz çalışıyormuş..Aferin gozume girdi şimdi bak!..

20. gün
Tabii ya, annemin karnındayken de duyuyordum o adamın sesini sık sık.ona da ilgi alaka gösterdim, bağırdığımda bazen o alıyor beni kucağına, meme vardır diye saldırdım ama vermedi. Bir ara meme açıkken kıstırdım ama emme olayından bir randıman alabilmiş değilim,
meme yüzeyi bayağı bir farklı.

12 Eylül 2008

KIZARMIŞ MUZ


Muz Sevmeyen var mıdır? Hele çocuklar bayılır. Benim de çocukken en sevdiğim meyveler arasındaydı. Muzlu dondurma, kek, süt her zaman oğlumun severek tükettiği gıdalar arasında.

Çok zorda kaldığım zamanlarda oğlumu mutlu etmek için çikolata fondü hazırlayıp muzla servis yaparım. Sadece oğlumun değil benimde başımı döndürür.

Çikolata fondüleri bir çok yerde satılıyor üstelik yapımı çok kolay. YKM den tam takım olarak çok uygun bir fiyata satın alabilirsiniz. En basit yöntem olarak şöyle hazırlayabilirsiniz. Kek süslemek için kullanılan damla çikolataların (damla çikolata bulamazsanız normal sütlü çikolata) tüketebileceğiniz kadarını fondüye yerleştirin. Üzerine bir miktar seviyorsanız şekerli vanilin (siz tüketecekseniz meyveli likör) ilave edip fondünün altındaki mumu yakın. Bu arada muzlarını dilim dilim kesip buzdolabında biraz serinletin. Çikolata erirken arada sırada karıştırın. Sonra fondünüzü sofraya alın ve ufaklıkları davet edin. Çocuklar eğlenirken siz onları seyredin. Fondü çatalları çocuklar için biraz zorlayıcı olursa ellerine normal tatlı çatalı verebilirsiniz ama muzu çatalın tutabileceği şekilde daha kalınca dilimleyin.

Gelelim asıl tarifimize kızarmış muzda doğal olarak egzotik bir tatlı. Çin ve Tayvan mutfağına ait ama yapımı bir o kadar da kolay. Şık bir şekilde servis edildiğinde alkış alırsınız.


Malzemeleri:

• 6-8 yemek kaşığı un
• 2 yemek kaşığı pudra şekeri veya toz şeker (şeker miktarını sevdiğiniz ölçüde ayarlayabilirsiniz)
• 1 iyi çırpılmış yumurta
• ½ cup süt (1 bardağa yakın)
• 1 çimdik tuz
• 4 orta boy muz-ne kadar sağlam olursa o kadar iyi.
• Kızartmak için sıvı yağ

Yapımı

1. Un, şeker, tuz ,yumurta ve sütü pürüzsüz bir hamur elde edinceye kadar çırparak hazırlayın.Bu aşamada sütü azar azar ilave etmeniz işinizi kolaylaştıracaktır. Hazırladığınız hamur biraz koyuca krep kıvamında muzu kaplayacak koyulukta olmalıdır. Çok akışkan olursa meyvenin üzerinden akar gider. Hamurunuzu 40-45 dakika kadar dinlenmeye bırakın.
2. Muzlar boyuna ikiye bölün. Eğer çok irilerse enden de ikiye bölebilirsiniz.
3. Muzları hızla önce hamura ardından kızgın yağa atarak altın sarısı renge dönene kadar birkaç dakika kızartın.
4. Kızaran meyveleri hemen kağıt havlunun üzerine alarak fazla yağını aldıktan sonra servis tabağına alarak çikolata sosu ve vanilyalı dondurma ile birlikte ya da sadece toz tarçın ve vanilyalı süsleme şekeri serperek ama mutlaka ılık ikram edin.

Eğer kalorisi biraz daha az olsun isterseniz muzu ikiye bölün ve kızgın yağda kızartın.Yanında çikolata sos ile birlikte veya üzerine şeker serperek ikram edin.

Afiyet Olsun
Oylum Özmen
NOT: Hamur hazırlamak zor geliyorsa hazır satılan krep hamurlarını da kıvamını ayarlayarak kullanabilirsiniz.

29 Temmuz 2008

KAHVE ,KİTAP VE ÇİKOLATA KEYFİ

 


Oldu işte en sonunda oldu bim bam bom..Benim de hediyem geldi yaşasın bim bam bom..

Dün izinden döndüm. 3 haftalık uzun bir tatilden sonra canım sıkkın şekilde işe başlıyordumki , aa!! o da ne masamda sarı bir zarf üzerinde pul koleksiyonum için nefis pullar.

Çoook uzaklardan gelmiş, çok yorulmuş ama pek de güzelmiş. Hanife'ciğim zahmet edip Kanada'dan buraya nefis bir çikolata, harika bir süzme kahve ve vapurda gelirken hatmettiğim güzel bir kitap yollamış bana.

Arkadaşım yalnız nedir o çikolata yavrum. Ne kadar nefis bir şey öyle. Yerken ağzıma gelen nefis acı kakao tadı harika bir zevk verdi.Hatta şunu diyebilirim ki bir çikolata delisi olarak (kahveye saldıramadım çünkü burada bodum veya kahve makinası yok büyük bir şans eseri olarak) hemen paketi açıp kenarından tırtıkladım aman allahım o neydi öyle. Kimse görmeden de acilen yok ettim. Açık ofis çalışıyoruz kimseyle paylaşmak istemedim. Kesinlikle benimdi ve öyle kalmalıydı. Tabii eve varır varmaz hemen kahveyide denemesem ayıp olurdu.Kahve ve çikolata keyfi. Mmmmhhh ağızları sulandıracak bu gurme keyfi çok hoş bir yemek kitabıyla tamamlamışsın. Beni fethettin dostum seni seviyorum.

Arkadaşlar duyuruyorum bundan sonra bir kaç tane yemek geliyor "What's for Dinner ?" dan ya da türkçesiyle "akşama ne var?"
Posted by Picasa

28 Temmuz 2008

ÖZLEM




Ay ışığı dans ederken denizin üstünde çapkın dalgaların kıyısına kurdum masamı. Yalayıp geçerken tuzlu su parmaklarımı ve dikilirken tüylerim hafiften, inadına buz atıp rakıma tepsi gibi sapsarı ayın şerefine içtim.

Uzaktan geliyordu gençlerin kahkahaları. Konuşmaya gerek yoktu. Gözlerin, ay ışığı ve rakı. Gecenin şiiri ılık ve yavaş aktı içime. İyot ve yosun kokularını takıp saçıma kaşımın tuzunu yıkamadan daldım geceye.

Kokular ,renkler ve seslerin dansında şanslıydık bu gece. Huzur yoldaşımızdı. Panar panar doldu içimize yıldızlı gece.

Yaşama dokundum, tadı kaldı dilimde; kopamadım. Şimdi özgürlüğe hasret yatıp deniz ve kum kokusuyla uyanıyorum rüyalarımdan.

Alesta bekleyen bir kaptan gibi çarpıyor kalbim. Hani bazen aniden bir şeyler olacakmış gibi hissedersin de güm gümlerinden içindeki saatin bedenin sarsılır ya; işte öyle. Durmasın sarsıntı bitmesin heyecan, bu hayata duyulan özlem yaşama arzusu.

foto buradan alıntıdır

16 Haziran 2008

5 VAKİT (ALINTIDIR)

(Halime Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Vakfı, Sinema ve Psikanaliz etkinliği kapsamında Dr.Nur Engindeniz’in konuşmasıdır)


Yönetmen: Reha Erdem
Senaryo: Reha Erdem
Oyuncular: Özkan Özen, Elit İşcan, Nihan Aslı Elmas, Bülent Emin Yarar, Ali Bey
Kayalı
2006 / Türkiye / Türkçe / 100 dakika

Yatsı ezanı okundu ama şehrin ve köyün zamanı birbirinden farklı gördüğünüz gibi. Ama merak etmeyin, yatsıdan sonra başlayan konuşmam sabah ezanına kadar sürmeyecek.



Reha Erdem, “Beş Vakit”i şu sözlerle anlatıyor: “ Bu bir zaman filmi. Zamanın ritmi, filmin ritmi. Toprakla deniz, kayayla gök arasına asılı bir köyde büyümeye çalışan iki çocuğun zamanın akışında yuvarlanmalarının filmi. Orada zamanın tek sarkacı, kimi zaman gümüşi bir bıçak gibi parlayan minare ve o minarenin, güneş saatiyle dönen beş vakti...

Günde beş kez okunan ezan, insanın beş vaktini yani beş halini, korkusunu ve arzusunu, sevgisini ve kinini, inancını ve acısını, çığlığını ve hıçkırığını, tutkusunu ve nefretini mevsimler gibi, güneş gibi, ay gibi döndürüp karşısına getiriyor. Her karşılaşma yeni bir acıya, büyüme, olgunlaşma, yaşlanma acısına yol açıyor. Trajedi bu. Film bu trajediyi, bu özel mekanda, mekanın bütün saflığı ve tazeliğiyle, yüzleri ve vücutları, sözleri ve sesleri, kendi oluşturacağı sinematografik zaman içinde akıtmayı hedefliyor. İsteği bu acıya şahitlik.”

Reha Erdem’in zaman filmi olarak tanımladığı bu filmde, insan zamanının belki de en sancılı evresi olan ergenliğe tanıklık ettik. Ergenlik; kaybedilen çocukluğun yasıdır, ergenlik birey olabilmek için, var olabilmek için ebeveynlerle yaşanan savaştır, ergenlik değişimdir, dönüşümdür, ikinci bir doğumdur.

Film boyunca erken ergenliklerini yaşayan çocukların büyüme sancılarını izledik. Filmde çocukların okudukları şiir de bu sancıyı çok güzel anlatıyor:

Uyan çocuk uyan artık
Çekeceksin elbet zorluk
Kaç aydır evde kaldın
Sazdan düdük yapıp çaldın.


Anne kucağının, çocukluğun o güzel günleri artık geride kalmış, zorlu günler başlamıştır. Ayrıca ergenlik için halk arasında “uyanmaya başlamak” deyiminin kullanıldığını da belirteyim.
Ergenlikte ödipal çatışmalar alevlenir. Ödipal çatışma ya da ödipus kompleksi psikanalizin çok temel bir konusu ama kısaca bilmeyenler için belirteyim. Çocuğun karşı cinsten ebeveynine olan aşkı.

Ödipus trajedisi filmin temel yapı taşlarından olarak tüm çıplaklığı ile karşımıza çıktı. Ömer, babasını öldürmek için planlar yaptı film boyunca. Psikanaliz de bir erkeğin ölümü ile, Freud’un babasının ölümü ile doğmuştur(1896). Babasının ölümü Freud’un oto analizine ve düşlerini yorumlamasına özgül bir değer kazandırmıştır. İlk kavmin babasının öldürülmesi söylencesini hatırlayalım bir yandan da. Söylenceye göre ilk kavimin erkek çocukları toplanıp babayı öldürmüşler ve babanın kadınları ile beraber olmuşlardır. Ancak bundan sonra babanın öldürülmesi ve babanın kadınları ile olmak yasaklanmıştır. Tüm uygarlıklar boyunca süregelen ensest yasağının doğuşu, yani “yasa”nın doğuşu böyle başlar. Yasa babadır, babanın buyruğudur. Hemen filmden bir sahneyi hatırlayalım. Camide geçen sahne, vaiz diyor ki:

“Ey oğullar baba talimini dinleyin ve bilgiyi anlamak için dikkat edin

Çünkü size iyi ders veriyorum
Benim öğrettiğimi bırakmayın
Çünkü ben de babamın oğlu idim
Annemin gözünde nazik ve bir tanecik idim
Ve bana öğretti, bana dedi
Sözlerime dikkat et, dediklerime kula ey
Onlar gözlerinin önünden ayrılmasın
Onları yüreğinin içinde sakla”

Filmi Yunan mitolojisinden okuduğumuzda babasını öldürüp annesi ile evlenen Oidipus olan Ömer, İslam mitolojisinden okursak da Hz. Ömerdir. Hz. Muhammed’e başlangıçta düşman olan, onu yani babayı ve/ veya temsilcisini öldürmek için planlar yapan ve tam öldürmeye gidecekken Müslüman olan Hz. Ömer.

İslam mitolojisinden söz açmışken filmdeki çocukların ismine dikkatinizi çekmek isterim. Ömer, Davut, Yakup, İsmail, Ali. Hepsi de peygamber isimleri. Ömer’i az önce söyledim, “baba”yı öldürmeye çalışan…


Ali, yani Ömer’in sevimli, akıllı, parlak kardeşi. Muhammedin amca oğlu ve damadı, ailesinin biricik sevgilisi, birincisi Hz. Ali.

İsmail, sanırım çoğunuzun bildiği gibi babası tarafından Allah’a kurban edilmek üzereyken koç yollanan Hz. İsmail. Hatırlarsanız İsmail düştükten sonra sağ sağlim kurtulunca ona kurban kesiliyordu.

Yakup, üstün ahlaklı, samimi, sabırlı, akıllı
Davut, koyun güden, sapan atan, cesur, kahraman. Bir gün oruç tutup, ertesi gün yiyen bir peygamber. Fıstık ağacının altında hatırlayın onu, birinde fıstık yerken diğer sahnede fıstıklara yalnızca bakarken…

Ömer’in öldürmek istediği baba katı, cezalandırıcı, empatik olmayan, sınır koyucu, çocuklarına adaletli davranmayan bir babayken, bir yandan da babanın şefkatli, öğretici, verici yanlarını görürüz. Ödipal baba tanım olarak kısıtlayan, cezalandıran, yasaklayandır. Saldığı korkuyla onunla rekabet içindeki erkek çocuğun ensest ve öldürme arzularından vazgeçmesini sağlar.

Oysa baba çocuk ilişkisi ödipus döneminden önce de vardır. Çocuğun babaya öykünmesi, tüm tavır ve davranışlarında onun gibi yapmaya çalışması hem çocuğun onunla özdeşleşmesinin bir göstergesidir, hem de baba için bir gurur kaynağıdır. Bu durumun örneklerini baba ve Ali arasındaki sahnelerde görürüz. Ömer’in ezan okuma sahnesi de bu özdeşimin kurulduğunun kanıtıdır adeta. Öldürülmek istenen ama bir yandan da onun gibi olunan baba. Yaşlı ninenin erkeklerle ilgili söylediklerini de hatırlayalım: “Bunun bubası da böyleydi, bubasının bubası da. Oğlancıkken iyi olurlar, büyüdükçe babalarına çekerler”.

Öğretmene aşık Yakup ise babasının öğretmene olan ilgisini görünce Ömer’in saflarına katılır. Yakup’un babası ve amcası arasındaki ilişki adeta Ömer ve Ali arasındaki ilişki gibidir. Baba iki çocuk arasındaki rekabeti kışkırtıcıdır.

Ödipal çatışmanın kızlar cephesinde ise Yıldız’ı görürüz. Babasına aşık Yıldız. Babası ile tarlada dolaştıkları, hele de dizine yattığı sahnede adeta iki sevgili gibidirler. Anne ve babasının cinselliklerine tanık olduğu sahnede ise hayal kırıklığının gözyaşları vardır.
Yıldız’ın kardeşini düşürdüğü sahne ödipal çatışmanın ebeveyn yanına ayna tutan bir sahne. Anne “oğlum”, baba “kızım” diye koşar.

Yıldız için iki özdeşim modeli vardır, annesi ve öğretmen. Öğretmen ona kitap verir, Çalıkuşu. Giderken iğde ağacının, öğretmenin saçlarıdır Erdem’e göre , yapraklarına yüzünü sürer.
Filmdeki bir diğer baba-ata da Atatürk. Biliyorsunuz her sabah ataya-babaya verilen sözlerle başlar güne çocuklar. Çocuklar Andımızı söylerken, küçüklerimizi korumak, büyüklerimizi saymak diye, çobanın dövülüşüne tanıklık ederiz. Çobanın babasının olmadığı bir ortamda ona babalık eden biri tarafından.

Baba karakterinde olduğu gibi film boyunca karakterlerin hem iyi hem de kötü yanlarına tanıklık ederiz. Babasının hastalığının artması için camı açmaya giderken kardeşinin üstünü örter Ömer. Babasını nasıl öldüreceğini konuşurken ufacık kuşun öldürülmesine hayıflanır.
Filmin ana temalarından bir diğeri de kardeş kıskançlığı.

Temel söylencelerden biri ilk kavimde babanın öldürülmesi ise bir diğeri de iki kardeşin, Kabil ile Habil’in söylencesidir. Kabil’in Habil’i kıskançlık yüzünden öldürdüğü söylence.
Kardeş rekabetinin, kardeş kıskançlığının ve bu rekabetin ve kıskançlık ateşinin ebeveynler tarafından nasıl körüklendiğinin birçok örneğini görürüz film boyunca... Özellikle Yıldız ve Yakup’un babalarının, babaları tarafından azarlandıkları sahneler…

Ama aynı zamanda kardeşlere yönelik olumlu duygular, koruyuculuk da vardır. Adem ile Havva’nın çocukları arasında hem aşk, hem de kıskançlık ve nefret vardı. Bir deyiş vardır, kardeş kardeşin ne olduğunu ne öldüğünü ister. Film boyunca da çocukların kardeşlerine yönelik ambivalanslarına tanık oluruz.

Kardeşlikle ilgili bir diğer konu da ,bir kardeşin varlığı aynı zamanda anne-baba arasındaki cinsel ilişkinin de kanıtıdır. Ergenliğin temel özelliklerinden biri olan cinsel uğraşlar zaman zaman hayvanlar üzerinden, zaman zaman da anne-babanın cinselliğine tanıklık olarak karşımıza çıkar.

Ergenlik döneminin en temel özelliklerinden biri de arkadaşlık ilişkileridir. Kardeşliğe öykünen kan kardeşliği, sütkardeşliği, ahiret kardeşliği, yol kardeşliği gibi kardeşlik eşdeğeri ilişki biçimlerini hatırlayalım. Bütün bu kardeşlik öykünmelerinin ortak özelliği dayanışma, yardımlaşma, paylaşma gibi özelliklerin altını çizmesidir. Ergenlikte arkadaşlık, içsel gerginliği azaltıcı, gelişim süreçlerini kolaylaştırıcı bir işlev görür. Pregenital ve genital sorunların etkisinde, ensest çatışmaları nedeniyle aşırı suçlanan, ayrımlaşmak için ebeveynlerini şiddetle eleştirmek zorunda kalan ergen, arkadaşları ile, sorunlarını aile dışı bir ortamda işleme olanağı bulur. Ömer ve Yakup’un birbirlerine rüyalarını anlattıkları sahneyi hatırlayalım.
Birbirlerini kan kardeşi ilan eden çocuklar bir anlamda ödipal karmaşanın yarattığı sıkıntıya yanıt bulmaya çalışmaktadırlar. Kardeşlerini anne-babaları değil kendi kanlarıyla yapmaktadırlar. Öte yandan beden sıvılarının birbirine karıştırılmasının cinsel ilişki sırasında beden sıvılarının karışımını çağrıştırdığı açıktır.

Ergenlik döneminin bir diğer özelliği de kimlik arayışıdır. Yıldızın öğrenci önlüğünü çıkarıp küçük anneliğe soyunduğu sahneleri hatırlayalım. Arada kalmış bir genç. Çocukluk ve kadınlık arasında.

Yakup ve Ömer’in sigara içme sahneleri. Hem isyanın hem de adeta erkek olmanın sahneleri.

Ölüm ve doğum, yaşamın ve varolmanın vazgeçilmez iki kavramı tüm film boyunca eşlik eder bize.

Gece ile başlayan film, suçluluk duyguları içinde ağlayan Ömer’in sabahtaki görüntüsünde son bulur. Umudun sabahıyla…
A.NUR ENGİNDENİZ