18 Kasım 2009

AHTOPOT SALATASI



MALZEMELER

- 1. Adet ahtapot (asla ahtopotun tamamını kullanmak zorunda değilsiniz.Derin dondurucuya atmadan önce tüketebileceğiniz porsiyonlara ayırabilirsiniz.)
-2 .1-2 adet yeşil biber
-3. limon suyu (dilediğiniz kadar)
-4. 1-2 adet taze soğan
-5. kişniş yada maydonoz (dilediğiniz kadar)
-6. Taze roka  (istenirse)


Dövülmüş ahtapot dövülüp temizlenir 15-20 gün derin donducuda bekletilir ve kısık ateşte suyunu çekene kadar haşlanır. Haşlandıktan sonra derisi temizlenir . Ahtopot pembe beyaz bir hale gelir..1-2 parmak kalınlığında doğranarak servis tabağına aktarılır..Üzerine sızma zeytinyağı gezdirilir tuz karabiber serpilir. Kişniş veya maydonoz yaprakları ilave edilir limon sıkılır yanında taze soğan ve taze biberle servis edilir.






Kaynak Sayın E.Acurol’un “Kydonia Ayvalık Mutfağı” isimli kitabı

KAĞITTA AHTOPOT





    Ahtapot en lezzetli deniz canlılarından biridir. Ancak Hazırlanması epeyce zordur.Ahtopot yıkandıktan sonra iyice köpürtülmeli her defasında denizde yada tuzlu suda yıkanmalıdır. Ardından derin dondurucuda 15-20 gün dondurulduktan sonra çıkartılıp beklemeden haşlamanız gerekiyor. Yukarıdaki işlemi yaptığınız takdirde lezzetinden endişe etmenize gerek yok.


Malzemesi

1- Doğal olarak 1 adet ahtopot

2- 1 adet defne yaprağı

3- 3-4 adet defne yaprağı

4- Birkaç adet karabiber tanesi

5- Zeytinyağı

6- Soya sosu

7- 3-4 Adet sarımsak

8- 2-3 sap maydanoz

9- Sızma zeytinyağı

Yapımı

1- Derin dondurucudan çıkardığınız ahtapotu bekletmeden defne yaprakları ve karabiber taneleri ile birlikte suyunu çekene kadar haşlayın.

2- Ahtapotu içine alacak büyüklükte alüminyum folyonun parlak kısmını güzelce yağlayın. Soya sosunu ahtapotun düğmelerini çıkarmamaya dikkat ederek güzelce üzerine elinizle iyice yayın.Folyonun bir köşesine soyduğunuz sarımsak ve maydonozları koyun ve hava kaçırmayacak şekilde folyoyu kapatın.

3- 200 derecelik önceden ısıtılmış fırında ½ saat pişirin ve sıcak olarak servis edin..

Not Ahtopotu haşladıktan sonra morumsu derisini ve düğmelerini asla soymaya kalkmıyorsunuz.Püf noktası budur aman dikkat.


Kaynak Sayın E.Acurol’un “Kydonia Ayvalık Mutfağı” isimli kitabı (tarif birebir tutmasada ben deneye yanıla kendi damak zevkime uygun olan yöntemi sonunda buldum ve bu son halinden de epeyce memnunum)

13 Kasım 2009

ÇINTAR YAHNİSİ










     Sonunda Çıntar mevsimi geldi..Çıntar yada çam mantarı…Kasım ayının ilk günlerinde yağmurla birlikte çıkmaya başlar.Bu günlerde en güzel olduğu zaman.Eşim tek tek elde seçilmiş daha sabahın sekiz buçuğunda pazardan taze alınmış bir torba dolusu çıntarla çıka geldiğinde nasıl yapacağımı düşünmeye başladım.Çünkü, bu defa farklı bir şey yapmak istiyordum.Çok az yağ ile stir fried tarzında baharatla birlikte kavurabilirdim yada una bulayıp kızgın yağda kızarttıktan sonra limonla birlikte yenmek üzere servis edilebilirdim. Özünde çok lezzetli bir mantar olduğundan nasıl pişirirseniz pişirin nefis olur. Çıntar renk olarak yeşilli ve turuncu olduğundan hemen pazarlarda fark edilir. Mevsimi kısa olan kuzu göbeği gibi lezzetli enfes doğal ürünlerden biridir. Korkmayın kendine çok özgü bir yapısı olduğundan beyaz şapkalı mantarlar gibi zehirlisi ile karıştırılmasına imkan yoktur.

En sonunda etin yahnisi oluyor da neden mantarında yahnisi olmasın dedim ve yaptım. Aman çok da iyi yapmışım çok nefis oldu doğrusu…Kesinlikle tavsiye ederim. Bence mutlaka deneyin…


Buyrun tarifimiz:

Malzemeler

1-1 kilo çıntar mantarı-temizlenmiş yahnilik olacak şekilde kesilmiş.

2-2-3 adet domates kabuğunu ve çekirdeklerini ayırıp küp küp kesin

3-6 adet taze soğan.Taze soğanın yeşil yapraklarını mümkün olduğunca uzun tutarak temizleyin.Soğanın beyaz kısımlarını yemeklik olacak şekilde incecik çentin.Yeşil yapraklı kısmını ise eni bir parmak kalınlığından az olmayacak şekilde kalınca doğrayın ve ayrı bir yere koyun

4-6 diş sarımsak

5-1 kaşık tereyağı

6-2 kaşık naturel zeytinyağı

7-1 bardak sek kırmızı şarap

8-1 tatlı kaşığı mısır nişastası

9-tuz ,karabiber,kekik




Yapımı

1-Önce şarabınızı açın ve havalandırın. Aslında mantar yıkanmaz ama çıntardan çıkan toprağa her seferinde şaşırdığımdan ben yıkıyorum. Çıntarları yıkadıktan sonra keserken içini dikkatlice kontrol edin. Henüz bu mevsimde olmaz ama 1-2 ay sonra bazı çıntarlarda minik kurtçuklar görebilirsiniz.

2-Yıkama ve kesme işlemini bitirdikten sonra şarabınızın bir bardağını yemeklik olarak ayırın. Kalanı ise bir kadehe koyun ve yemek yapmayı mümkün olduğunca keyifli hale getirin. Ben şarap olarak yemekte Cabarnet Sauvignon kullandım. Yemeğiniz pişerken sizde kadehinizden keyifle minik yudumlar alabilirsiniz. Hatta güzel bir Ella Fitzgerald da dinledim ben yaparken.Tercihen kalın dipli geniş bir tavada (yada teflon tavada) kabukları soyulmuş sarımsakları tereyağı ve zeytinyağı karışımında çevirin. Sarımsaklar altın rengini alınca yağdan alın ve atın.Atmayabilirsinizde bir kenara koyun sonra yahniniz pişerken ekmek ve şarapla birlikte atıştırabilirsiniz..Sarımsakların kavrulurken çıkan o nefis kokuya duyarsız kalmak epey zor.

3-Kızgın yağa mantar, şarap , domates, taze soğanın beyaz kısımlarını , tuz ve karabiber ekleyin. Mantar yumuşayıncaya ve biraz suyunu çekinceye dek pişirin.

4-Bir tatlı kaşığı mısır nişastasını suda ezin ve mantarın üzerinde gezdirin. Hemen kekik ve taze soğanın irice kesilmiş yeşil yapraklarını ekleyin ve birkaç dakika daha pişirin.Bu arada aklınızda olsun tahta kaşık kullanın ve karıştırma işlemini çok nazikçe yapın ki bu gevrek mantar parçalanıp yahninin görüntüsünü bozmasın. Hatta daha iyisi kaşık kullanmak yerine tavayı sallayarak karıştırmayı tercih edin.

5-Yahninizi çukur ve mümkünse toprak bir kaba aktarıp sıcak olarak servis edin.İster ana yemek olarak ister ızgara et yanında veya en kötüsü makarna ile birlikte her şekilde nefis oluyor.adına doyamayacaksınız. Üstelik bu yahniyi kültür mantarıyla da yapabilirsiniz. Ancak çıntarla bambaşka oluyor emin olun.



12 Ekim 2009

VAMPİR GÜNLÜKLERİ-Uyanış ve Savaş





Al bir twilight serisi daha.Okulun en güzel ama öksüz ve yetim sarışın kızı yakışıklı italyan asıllı yeşil gözlü bir vampire aşık olur.Vampirde ona.Bir fark var iyi vampirimizin kötü ağabeyside  aşıktır kızımıza.15-17 yaş grubu için değişik bir romantizim türü..O yaşda olanlar sevebilir..Pazar günü evde tembel tembel yayılıp yarı kitap okuyup yarı uyuklayarak okunabilecek bir kitap..Mutlaka bir arkadaşınızdan ödünç yada ikinci el almayı tercih edin..Hiç olmadı sabredin dizisi yakında ekranlarda.

09 Ekim 2009

SÜRÜ





TOPLAM 21 DİLDE YAYIMLANAN VE TÜM DÜNYA'DA 3 MİLYONDAN FAZLA SATAN FENOMEN!

Peru sahilinde bir balıkçı kaybolur. Norveçli petrol arama uzmanları deniz tabanında yüzlerce kilometrekarelik alanın garip organizmalar tarafından işgal edildiğini keşfeder. Bu sırada İngiliz Kolombiyası sahili boyunca balinalar korkutucu bir değişim geçirir. Olayların birbirleriyle hiçbir alakası yok gibi görünmektedir. Ama tesadüflere inanmayan iki bilim adamı, bu durumun kaynağını araştırırken en korkunç kâbuslarıyla yüz yüze gelecektir.

"Sürü'yü okurken dünya yıkılsa fark etmeyeceksiniz." Die Welt

"Satış rekorları kıran bir kitap... Tatil güneşi ne kadar sıcak olursa olsun tüyleriniz ürperecek... İyi eğlenceler. " Evening Standard

"Bu 800 nefes kesici sayfadan sonra denizlere çok farklı bir gözle bakacaksınız
*****
Kitabı soluksuz okuyamadım maalesef.Bir kere uzanarak veya şehir içi seyahatlerde okumak için çok ağır...Konu çok ağır ilerliyor ..Ben çok sevmedim.Hatta daha kitabın başlarında okuması için arkadaşıma verdim...Bitirebilmek için de çaba harcamam gerekti. Gerçi gazetelerdeki bazı haberleri okuyunca acaba diye sormadan da edemedim...

FLORANSA BÜYÜCÜSÜ



Salman Rushdie’nin “Bu kitabı yazmak için yıllarca okuyup araştırma yapmam gerekti,” dediği roman, türlü türlü anlatıcılar, gezginler, serüvenciler tarafından aktarılan, Babur İmparatorluğu ve Osmanlılar, Moğollar ve Rönesans Floransa’sının tarihine ve kültürlerine göndermeler yapan, bölgenin tarihini masallarla kaynaştıran büyüleyici bir yapıt.

Kitaptaki cinsellik ve erotizmin odağı olan güzeller güzeli Floransa Büyücüsü, aslında erkekler dünyasında kendi yazgısına kendisi egemen olmak isteyen bir kadın. Ama kendi kaderine hükmederken, hükümdarların yazgısını bile değiştiriyor ve en parlak dönemlerini yaşayan Mugal payitahtı ile Floransa’nın toplumsal yaşamlarında bir dönüm noktası oluyor.

Floransa Büyücüsü, kader, güzellik, savaşlar, tılsımlar ve sadakatle örülmüş bir yolda Rönesans İtalya’sının saraylarından Hindistan’ın uzak kıyılarına bir solukta uzanacağınız bir başyapıt.

Yazar: Salman Rushdie
Yayınevi: Can Yayınları
Çevirmen: Begüm Kovulmaz
Sayfa sayısı: 390
Basım tarihi: Ağustos 2009
Kategori: Dünya Edebiyatı / Klasikler
***

Bu kitap büyülü bir dünya…Salman Rushdie ‘nin usta kaleminden kitap okumak büyük bir zevk…Ben beş üzerinden beş veriyoruım tam yedi yıldız aldı benden kesinlikle tavsiye ederim…Mutlaka okuyun…Kitabın ilk sayfasından itibaren kendinizi kaptıracak ve kopamayacaksınız.Ben okumaya başladığım da Simyacı’ ya benzettim ve aynı keyifle yalayıp yuttum. Okumamak büyük bir kayıp. Müptelaların mutlaka tadına bakması lazım.

ATEŞİ YAKALAMAK


Açlık oyunlarının ikinci kitabı olan ateşi yakalamak da bir başkaldırının nasıl başladığını bir insanın nasıl sembolleşebileceğini göreceksiniz . İlki kadar heyecanla okunan bir kitap umarım 3.serisi de gelir.

Ben çıkar çıkmaz alarak zevkle okuduğum bu kitaba 4 yıldız veriyorum. Bu türün meraklılarına tavsiye ederim..



KERMİT

AÇLIK OYUNLARI




Sevgili okuyucu,

İnsanlar uzunca bir süredir, yeni genç yetişkin üçlememin ilk kitabı olan Açlık Oyunları’m yazmaya nasıl başladığımı merak ediyorlar. Sanırım bunun en önemli nedeni, bu kitabın, orta öğretim seviyesindeki okuyucular için kaleme aldığım Gregor tlıe Overlander serisinden çok farklı olması.

Açlık Oyunları’na ilham veren asıl öğeyi tayin etmek ger­çekten çok güç. Sanırım ilk tohumlar, sekiz yaşında mitoloji saplantılı bir çocuk olarak, Theseus’un hikayesini okuduğum günlerde atılmıştı. Mitolojiye göre, Atina halkı, geçmiş eylem­lerinin cezası olarak, belli aralıklarla, yedi genç kız ve yedi delikanlıyı, Labirent’e kapatılacakları ve canavar Minotor’a yem olacakları Girit’e göndermek zorundaydılar. Sadece bir üçüncü sınıf öğrencisi olmama rağmen, verilen mesajın mer­hametsizliğini takdir edebilmiş olmalıyım. “Bizimle uğraşırsa­nız, sizi öldürmekten beter eder; çocuklarınızı öldürürüz.”

Bunun dışında, çokça seyrettiğim, Romalıların idamları sosyal bir eğlenceye dönüştürme kabiliyetlerini dramatize eden gladyatör filmleri; askeri uzman olan babamın bizi ta­tillerde götürdüğü savaş alanları ve lise yıllarımda bir kılıç dövüşü kumpanyasıyla birlikte çıktığım turne bende erken dönemde iz bırakmış birkaç olay olarak sıralanabilir. Ancak Katniss’in hikayesinin zihnimde canlanması, yakın zamanda reality TV programlarıyla gerçek savaş görüntüleri arasında, kanal kanal gezdiğim döneme rastlıyor.

Belki de birinci teki! şahısla yazdığım için, Katniss kalbi­me çok ama çok yakın bir karakter oldu. Onun sizin kalpleri­nize giden yolu da keşfedeceğini umuyorum.

En iyi dileklerimle,

Suzanne Collins.
***
Ben bu kitaba 3 yıldız verdim arkadaşlar okumanızı tavsiye ediyorum. Öncelikle okunması oldukça kolay tüm best seller kitaplarının olduğu gibi ancak bu karamsar dünya oldukça iyi yaratılmış. Terör ve genç çocukların birbirini öldürülmesinin bir gösteriye dönüştürülmesini bugünkü realite şovlarından çok farklı bulmuyorum.Bizler her gün izlediğimiz yarışmalarda gazetelerin 3.sayfa haberleriyle beslenip kanıksamadık mı acıyı..

Katniss küçük kardeşinin yerine aday olduğunda aklında sadece onu korumak vardı.Ama içine adım attığı şov dünyası ve çevresindeki korkunç tüketim kendi açlığıyla karşılaştırıldığında inanılmaz boyutlardaydı.Aynı ülkede açlık sınırında yaşayan kendi mıntıkası ve lüksün bolluğuna doymuş kişiler.Onların oyunlara gönderdikleri çocuklarda daha iyi eğitimli ve güçlülerdi ve üstelik açlık oyunlarını sadece bir kişi kazanabilirdi. Katniss yaşayacak mıydı ailesinin ona ihtiyacı vardı ve dahası bu uğurda kaç kişiyi öldürmesi gerekiyordu?

25 Eylül 2009

DATÇA

Nerden başlamalı anlatmaya bilmem ki Datça’yı. Nereye baksan deniz, kekik , badem. Bir yandan göz alabildiğine Ege öte yandan ufka kadar Akdeniz. Dünyanın en güzel yerlerinden bir olmalı bu incecik asi başlı yarım ada. Bu kadar dik yamaçlar bu kadar baş döndürücü manzaralar sadece filmlerde değilmiş . Datça’ya aşık olmamak mümkün mü? Şu güzelim ülkemin her suyunda denize girdim. Ben ki Datça’yı görmemiştim. Ne gaflet. Suyun ısısı bu kadar mükemmel mi olur. Eğer ilahi bir ses gelse ve deseki eyy ölümlü nerde yaşamak istersin. Datça derim. Datça da yaşamak isterim tenim tuzlu tuzlu.Ve Datça’da ölmek şairin dediği gibi.

Beni kuzum Datça’ya gömün
Geçin Ankara’yı İstanbul’u!
Oralar ağzına kadar dolu
Alabildiğine de pahalı,
Örneğin Zincirlikuyu’da
Bir mezar 750 milyona
Burası nispeten ucuzluk
Ortada kalma tehlikesi de yok
Hayır dua da istemez,
Dediğim gibi beni Datça’ya gömün
Şu deniz gören mezarlığın orda,
Gömü sanıp deşerlerse karışmam ama!

Can YÜCEL

Datça’da çok sakin bir otel olan Gabaklar’da kaldık. İlk defa bir otelden ayrılırken içim sızladı. Daha gezilecek yerler var ama gitmesek gezmesek kalsak mı bu bungolavda. Sevmemeye imkan yok. Deniz harika. Mekan huzur dolu. Çocuğunuz varsa bırakın kendi haline siz takılın. Bir şey olmaz merak etmeyin çalışanların çocuklarıyla oynar o da. Akşam yemeğinde Pamuk en güvenli yer olarak yanınızdaki sota sandalyede kımıldamadan uykuya yatabilir. Kahvaltıda ise minik bir tarla kuşu arsızca masanıza gelip tereyağınızı didiklerse hiç şaşırmayın. Çok mütevazi ama kanmayın epey ünlü konukları var laf aramızda. Hani şu ortalarda çok gezinmeyen ama çok sevdiklerimiz vardır ya onlar.

Datça’da mutlaka tekne turuna katılmalısınız. Biz Knidos’a gitmeyi tercih ettik özellikle. Hayıt bükünden binerek katıldığımız tekne turuna çıkmadan önce aklımdaki tek düşünce “offf akşama kadar eller havaya muhabbetine nasıl katlanacağım” idi. Ama o da ne. Bizi Mozart karşılıyor. Knidosa doğru yol alırken teknenin burnunda uçarcasına yol aldığınızı hayal edin. Evet uçuyoruz. Dalgaların üzerinden havalanıyor ve tekrar aşağıya iniyoruz. Oğlum un dediği gibi “tekne sekiyor denizin üstünde kayrak taş gibi”. Deniz lacivertin en güzeli en yoğunu. Kayalar yamaçlar o kadar ihtişamlı ki esen rüzgara rağmen kımıldayamıyoruz yerimizden. Bu mekana eşlik eden Beethoven içimde fırtınalar koparırken zevkten sarhoş olmamak mümkün değil. Issız koylarda ise Vivaldi, Edith Piaf, Yve Montand ve daha niceleri bize eşlik ediyor. Manzarayla gözümüz müzikle ruhumuz enginleşti derken teknenin burnunda yakılıyor mangal ve çipuralar atılıyor ateşe. Kokuyu alır almaz turkuvaz sulardan sıyrılıp oturuyoruz sofraya. Kaptanımızın güzeller güzeli minik kızı miçoluk yapıyor. Yorgun ama keyifli bir günden dönüyoruz otelimize. Akşamı da güne uygun bir şekilde “moonlight” sonatı ile kapatıyorum mehtabı seyrederken.

Sonra ertesi gece bir mucize oluyor Mesudiye’li bir delikanlı ile Alman kız arkadaşının düğünü var otelde. Gelin başında çiçeklerle denizden geliyor yine Moon light sonatı ile birlikte . Tanımam etmem ama gözlerim doluyor. İki sevgili sahilde buluşuyorlar. Film gibi. Romantik, kutsal. Nasıl tanımlarsanız tanımlayın. Beni beklemişler bu güzel nikah için.

Knidos ise tarih severler için bir hazine yolu düşenin görmemesi ayıp olur. Binlerce yıl önce yapılan Akdeniz yönündeki büyük liman Ve Ege de ki küçük liman hala iş görüyor. Oldukça büyük bir şehir tam bir kültür mozaiği ve dünyanın en büyük ticaret merkezlerinden biri imiş. Gittiğimizde ilginçtir geniş bir Alman arkeoloji öğrencisi yazıları çözüyor, aralarında tartışıyor ve planlarını çıkartıyorlardı şehrin. Sonradan teknik gezi yapmak için Türkiye’yi tercih ettiklerini öğreniyoruz. Ardından aklıma buradaki eserlerin nasıl yağmalandığı kaybolduğuna ilişkin haberler geliyor ve kahroluyorum.

Datça denince ilk akla gelen bal ve bademi satan kişiler dolu yollarda ama biz Sındı köyü kooperatifinden almak için çıkıyoruz yola. Yükseldikçe yükseliyoruz ve varıyoruz kooperatife. Alışverişimizi yaptıktan sonra başlıyoruz sohbete Ömer amca ile. Bize nasıl kurduğunu nelerle uğraşmak zorunda kaldığını bahçede tahta sandalyelerde güzelim kahvelerimizi yudumlarken uzun uzun anlatıyor. Sonra dayanamayıp Köyün hanımlarının yaptığı bir el oyası yemeni ve allı güllü bir şal daha alıyorum. Biraz daha nurlu badem alsak mı bal ve polen yetecek mi derken geri dönüyoruz. Ancak bir ayrıntı vereyim kekik balı enfes mutlaka deneyin.

Datça’ya gittiğiniz zaman mutlaka deniz kıyısında Romalılardan kalma havuza gidin. Ilık ve tatlı kaplıca suyunun denizden sadece beş metre kadar olan yerde havuzlandığı bu yer çocuklar için nefis bir eğlence yeri olmuş. Ardından olmazsa olmaz Eski Datça’ya gidiyoruz. Evler nefis, mekan harika özgün ürünler satan sanatçıların dükkanları harika. Çocukların oyun oynadığı park bile kalbimi çalıyor. Burda çocuk olmak ne kadar büyük bir şans. Elbette Can Yücel’i anmamak imkansız. Evinin önünden geçiyoruz ama o öğlen sıcağında dingin duran ev halkını ve eşini rahatsız etmekten çekiniyor ve sadece iç geçirerek oturuyoruz bir kafeye. Üzgünüm, çok güzel bir mekanda yediğim çiğ mantı verdiğim yüksek ücretle mideme oturuyor. Olsun acemilik işte bir daha sefere bilerek gelir ve yemeğimizi yeriz. Ancak palamut bükündeki Adamik restaurantı önerebilirim.

Datça harika artık uğrak mekanlarımdan biri mutlaka olacak.Şeker bayramına yer bulamadık ama kurban bayramında umarım yolumuz Datça’ya düşer.

24 Eylül 2009

Mimlendim









Ti se meli esenane - Ka Pipina

Merhaba,


Ben Datça ,Bozcaada, Ayvalık, Çeşme ve Burhaniye Ören civarlarında fink atarken ve öte yandan yaşasın oğluşum okullu oldu hadi kayıt yaptıralım, giysilerini ve kitap defterlerini hazırlayalım derken bir baktım Burçak tarafından mimlenmişim. Ay bir telaş bende şu izinde bilgisayar açılmayacak diye neden diretmişim ki bak mimlenmişim işte ne olacak şimdi diye dertlenirken en iyisi sormak dedim ve

“Burçak canım arkadaşım soruyorum sana bu mimlenmek nasıl bir şey ne işe yarar söylesene!”.

Sağolsun hemen cevapladı. Neyse canım, merak etmeme gerek yokmuş. Sorulara cevap verecekmişim o kadar.Evet cevaplıyorum madem, buyrunuz :



1-Bloguna neden bu adı verdin?

Evi ev yapan temel taşlarından biri olarak ben mutfağı görüyorum.Hayalimdeki mutfak aslında son derece modern her türlü aleti olan Kitchen Aidlerin baş köşeye yerleştiği hemen yanında ekmek makinasının durduğu bir mutfak değil. Oldum olası mutfakta oturmayı. ders çalışmayı muhabbet etmeyi sevmişimdir.

Hayalimdeki mutfak elbette büyük olacak. O mutfağa yakışan görkemli bir pencere hayal ediyorum, İşte o pencereninin önündeki girintide sardunya ve begonya çiçekleri olmalı. Dik dursunlar diye incecik bir sopayla desteklenmiş ve nazar değmesin diyerek belki sopa ucuna yumurta kabuğu bile takılmıştır. O güzelim geniş pencerenin önünde minderleriyle eski usul bir divan yerleştirmeli .Bazı minderlerini anneciğimin orlondan ördüğü kılıflarla kaplamalıyım ve sabah kahvemi orada almalıyım. Çocuklar için reçel yapılmalı ,bayramlarda kadayıf ve börekler fırına atılmalı , akşamları ise dolma pişirerek ocaktan indirmeli aile efradına.Öğleden sonrası dost muhabbetlerine çay demlenmeli. Neler yapılacak, nerelere gidilecek o mutfağın masasının kalp ve çiçek desenli örtüsünün üzerinde konuşulmalı.Hadiii anne lütfen falıma bak n’oolur demeliyim o köşedeki mutfak sobasının yanında…Mutfaklar sıcak olmalı, çünkü ailenin kalbi orada atar. Mutfaklar sıcak olmalı, çünkü ister çalışsın ister ev hanımı olsun bayanların en çok zamanı orada geçer. Mutfaklar sıcak olmalı çünkü bendeniz Ege çocuğuyum sıcağı çok severim..

2-Blog yazarken star tribiyle istediğin olmazsa olmaz dediğin şeyler var mı?

Star tribimi bilmem triplere pek girmem ama ben gibi olmalı.

3-En son aldığın garip şey?

Eveeet güzel bir soru ne olduğunu gerçekten bilmiyorum.
Sanırım asla kullanmayacağım ama kooperatife destek olsun diye aldığım allı güllü şal olmalı…

Yoksa ağzıma bile koymadığım deniz kestanelerinden bir şişe dolusu almam mı? Ya da evde iki tane varken bu daha iyi diyerek üçüncü bir fotoğraf makinası almaya kalkmam mı? (Ama bulamıyorum eskilerini nereye koyduysam) Hiç kullanmadığım ve unuttuğum hint cevizi rendeleme makinası mı? Elektrikçimize yaptırdığımız ve kullanmadığımız termostatlı çikolata eritme makinası veya alıp da tüketemediğim 6 kilo ham çikolata olabilir mi? Yoksa güya oğluma aldığım hamster mı? Üstelik sınıfını geçerse söz verdim isterse yavru kedi alacağım.Kan gövdeyi götürmez inşallah. Yada alıp da 2 gün içinde iade ettiğim Kaniş mi? Sizce ben karar veremiyorum Siz seçin desem yardımcı olabilir miydiniz acaba:)

4-Şeker gibi olduğun anlar?

Evet bende bende Burçak la aynı fikirdeyim banyodan çıktığım zamanlar…Ohh yumuşacık sıcacık ne güselll

5-Arkadaşım artık sormayın şunu dediğin şeyler?

Yaaa ne güzel incecik idin ne oldu sana da bu kadar kilo aldın…

6-Aynaya bakınca gördüğün?

Bennnnn…Siz ne görüyorsunuz allasen?

7-Kendini okutan blog dediğin?

Sıcacık,içten anlatıma sahip olan, özeleştiri yapabilen,öğrendiklerini paylaşabilen, yaşamdan keyif almayı bilen, içinden geldiği gibi yazabilen kişilerin blogları.

8-Bu blog sahibi / sahibesiyle karşılaşabileceğin yerler?

Her yerde karşılaşılabilir.Bir kitapçıda da veya gurme bir restaurantta bir tur gezisinde olabilir bu karşılaşma! Çeşme ; Ayvalık olabilir

Mimimi tamamladım. Şimdi ben de Chaotic Gönderiler’ i ve Mor Deniz’i mimliyorum..
Hepinize sevgiler…Tekrar görüşüene kadar byeee anacım

04 Ağustos 2009

İLAHİ MISIR


Bence Amerika’dan gelmiş en güzel en nefis sebzelerden biride Mısır. Her türlüsünü çok seviyorum. Turşusunu, tanelenmiş konservesini, salatanın üstünde pilavın içinde rus salatasında nerede olursa olsun. Salata için alıp da artan konserve tanelere kaşıkla saldırdığım çok olmuştur. Patlamış mısır olmayan bir sinema düşünemiyorum bile. Sinema dediğin içeriye adım attığında patlamış mısır ve gazoz kokmalı. Yani hangi kılığa girerse girsin tadı güzel ve aranan bir gıda…İşte bu nedenle yazımın adı "ilahi mısır". Eğer olimpos tanrıları bu sebzeyi bilselerdi onuda ambrosa gibi tanrılaştırırlardı:)

Şimdi çok da uygun fiyata pazarlarda bulmak mümkün. 6-7 tanesini pazarda 1 tl.ye satın alabilirsiniz.

Haşlamak problem değil. Kabuklarını çıkarın püsküllerini ayıklayıp güzelce yıkayıp uzun kalan saplarını koparıp attıktan sonra ister tencerede ister düdüklüde yapmak mümkün. Düdüklüde ben ½ saat tutuyorum. Ancak ister düdüklü tencerede ister sıradan tencerede yapılsın öncelikle mutlaka suyun kaynamasını bekleyin. Sonra mısırları ilave edin. Tencerede yapacaksanız; kaynayan suya mısır koçanlarını koyduktan üzerlerini başakların yaprakları ile kapatıp tencerenin kapağını yerleştirmenizi tavsiye ederim..

Fakat eğer bana en çok hangisini seviyorsanız diye sorarsanız ben közlenmiş kebap mısıra bayılırım. Şimdi tam mevsimi sağda solda mısır satıcıları turluyor. İş dönüşü evden dönerken müşteri çekmek için yaptıkları hilebazlık her seferinde başımı döndürüyor ve nefsimle mücadele etmemi gerektiriyor. Kilo mu bu mücadeleyi gerektiren asla değil. Közde mısırı çok sevmeme ve kokusunun beni fena halde baştan çıkarmasına rağmen yemeğe çalışmak bende her seferinde hayal kırıklığına neden olur.Taneler ya kömürleşmiştir yada çiğ kalmıştır; Kurumuştur ve dişlere yapışır. Bütün o güzelim aroması dumanıyla birlikte uçup gitmiştir. Ancak geçenlerde üye olduğum yabancı sitelerden birinden aldığım bir mail beni öyle mutlu etti ki…Sanırım bu dertten muzdarip olan bir tek ben değilmişim…Hemen denedim ve sonuç mükemmeldi…Yapımı çok basit ama temelde çok büyük bir farklılık var. Bu yöntemle taneler kurumuyor kavrulmuyor yanmıyor ve buram buram mis gibi kokan tüm tadı üzerinde nefis bir közlenmiş mısır yiyebiliyorsunuz.

Nasıl mı yapılıyor?

1-Mısır koçanlarını aldıktan sonra dış yapraklarını kesinlikle ayıklamayın.
2-İster elektrikli ister kömürlü isterseniz gaz ocağında ama mutlaka kapalı halde açılmamış koçanları yaprakları üzerinde iken yerleştirin. Tüm yaprakları kömürleşip kararana dek sık sık çevirerek 15-20 dakika kadar pişirin. (Eğer evde alüminyum folyonuz varsa alüminyum folyoyada sarabilirsiniz ama gene yapraklar üzerinde kalacak.)
3-Kararan koçanlarınızı ateşten alın ve 5-6 dakika kadar bekletip elinize sardığınız bir mutfak havlusuyla yapraklarını ve püsküllerini ayıklayın. Dikkat edin çok sıcak oluyor.
4-İster tereyağıyla ister sadece tuzla kendi buharında pişmiş nefis mısırlar ile tanışın. İnanın tadına doyamayacaksınız.

Afiyet olsun