18 Şubat 2008

ŞARLOT



Bir yemek sitesinden bulmuştum bu tarifi. Adı da aynen böyle geçiyordu. Ama üzgünüm hangi site olduğunu hatırlıyamıyorum.

Tam kıvamı için bu oran korunarak miktarlar istenildiği ölçüde azaltılabilir, artırılabilir.

400 gr’lık bebe bisküvisini çok ufalamadan ama çok da iri bırakmadan kırıyoruz ikramı yapacağımız servis tabağına.

3 poşet krem şantiyi üzerinde yazan ölçülerle ama mutlaka soğuk sütle hazırlıyoruz. Krem şantiyi belki biraz da dolapta bekleterek iyice kıvam alması sağlanabilir. Bisküvilerle krem şanti servise çıkarılacak tabakta karıştıracağız.

Üzerine istenirse evde sos hazırlanabilir ama ben en çok Dr. Oetker’in çikolata sosunu yakıştırıyorum. Ama sosun yapılışından sonra onu da soğutmak gerek. Sıcak sıcak dökmek ayrı bir görüntü oluşturuyor :( . Denenmiştir..:)

Streç ile üzerini sosa değmeyecek şekilde kapatıp en azından 2-3 saat bekletmek faydalı olur..

Gerçekten çok hafif ve çok lezzetli ve bir o kadar da kolay hazırlanabilir bir tatlı…

Afiyetler
Özlem Yalçınkaya

14 Şubat 2008

BE MY VALENTİNE


Aman da neler olmuş neler sonunda sevgililer günü gelmiş. Ben bu sene tembel işi gidip hazırdan alınmış sevgililer günü hediyesi istemiyorum. Yüzyıllardır Hıristiyan aleminde olduğu şekilde sevgili eş, müstakbel eş yada sevgili ama er kişi hanımına şiirler yazmalı romantik notlar yollamalı. Belki kalbiyle birlikte bir parçada çikolata ve çiçek hediye etmeli. Evet sevgiliyi beslemek taa ilkel zamanlarımıza dayansa da genelde hatunları çikolata ve şeker mest eder.Konuyu dağıtarak kökenine inmek istemiyorum. O başka bir yazı konusu olsun.

İyi de ne demek “be my valentine” nedir sevgililer günü lafları. Ben 1980 sonrası şu Amerikan hayranlığımızın tavana vurduğu yıllarda tanıştım onunla. Hikayesinin beni çok etkilemesinin yanı sıra eğer acımasız kapitalizmin kölesi olmayıp yaratıcı olabiliyor ve insanları mutlu edebiliyorsak neden olmasın…Dibine kadar kutlayın derim.Sevmek sevilmek kadar güzel aşk kadar masum ve yaratıcı bir duygu var mı şu dünya üzerinde."Yaşasın aşk" hatta abartayım "savaşma seviş".
Evet gelelim sevgililer günü ya da Aziz Valentine gününün hikayesine. Konuyla ilgili bir çok tevatür var. Bunları sırasıyla anlatmaya başlayayım.İlki şu: İmparator Cladius bekar erkeklerin evli ve çocuklu erkeklerden daha iyi askerlik yapacağına karar vererek askerlerin ve doğal olarak genç erkeklerin evlenmesini yasaklar. Ancak, Valentine bu kararın acımasızca ve haksız olduğunu düşünerek sevenleri evlendirmeye devam eder. Tabii bunun öğrenen İmparator rahibimizi ölüm cezasına çarptırır.

İkinci hikaye ise daha romantik ve ortaçağın havasına uygun olarak da daha iç karartıcı. Valentine kutlamalarda adı geçen kişinin kendisidir. Suçludur ve hapise atılır.Bu arada gardiyanın güzel kızına aşık olur. Ölümünden önce genç kıza “senin Valentin’in” imzalı notu gönderir. Bir tevatüre göre delikanlı bundan sonra idam edilir diğerinde ise hastalıktan ölür. Ne olursa olsun Fransa ve İngiltere de en çok sevilen hikaye budur. “Be my Valentine” sözcüğünün esin kaynağı da bu hikayedir.

Gelelim gerçeklere. Sevgililer günü esasen antik Roma da tanrı Faunus’a adanarak 15 Şubat tarihinde kutlamaları yapılan Lupercalia gününe dayanmaktadır. Günün esin kaynağı Romanın kurucuları olan Romulus ve Remus kardeşlerin Lupa isimli dişi kurt tarafından beslenmelerini ve korunarak bakılmaları kültüne dayanır.Rahipler bugünü verimliliğin ve üremenin ve arınmanın günü olarak kabul ederlerdi.Üreme için tanrılara keçi arınma içinde bir köpek kurban edilirdi.Roma kentinin delikanlıları incecik şeritler halinde kesilmiş keçi etini alırlar ve şehrin sokaklarında ve tarlalarında bağırarak gürültüyle koştururlarken rastladıkları genç kız ve kadınlara bu şeritlerle hafifçe vururlardı.Çok barbarca görünmesine rağmen kadınlar bugün için yollarını değiştirir ve işlerini ona göre ayarlarlardı.Böylece bu hafif dokunuşa nail olan bayanlar kısırlıklarının önlendiğini ve bu sene içinde sağlıkla doğum yapabilmek için kutsandıklarını düşünürlerdi. Daha sonraki gün tüm bekar genç kızların isimleri kilden bir tablete yazılarak bir testinin içine doldurulurdu. Şehirden seçilmiş bekar ve genç bir delikanlı bu testi içinde çıkacak genç kızla yılın çifti kabul edilerek kutsanır ve bir yıl boyunca birlikte olmalarına hoş görüyle bakılırdı. Bu birliktelik zaten evlilikle tamamlanmış olurdu. Ayrıca 15 şubat öncesi kadınlar evlerini temizler ve arınma için köşelere tuz serper bereket içinde kapı önlerine buğday demetleri asarlardı.Bugün hala Batı Anadoluda bazı evlerde kapılarda veya giriş duvarlarında asılı buğday demetlerini görebilirsiniz.

Bir diğer anlatılan kutlama şekli ise ise yeni Antik Roma da soylu ve öğrenci delikanlılar öğretmenleri ile birlikte sokaklarda çırılçıplak gürültü yaparak koşturarak rastladıkla ellerindeki ince tüylü deri sicimlerle vurduklarına dair.

Ama elbette bu tür bir kutlama Hıristiyanlık için uygun olamazdı. Üstelik kura ile yapılan zoraki bir evlilik ise asla kabul edilemezdi. Bu nedenle İ.S.498 yılında Papa Gelasius bu günü aforoz etti. Ama 14 şubat yüzyıllardır hala yılın en romantik günü olarak kutlanmaya devam etti.İnsanlarda bugün için çeşit çeşit hikayeler uydurdu. Neymiş zorbalık hafızaları silmeye yetmiyormuş.

Hikayesi günün kısaca böyle. Geleneksel olarak sevdiğiniz size hediye aldı güzel şiirler yazdı sizde ona pasta ve yemek ikram edip belki sıcak bir öpücük verdiyseniz her şey yolunda da, bu hayat şartlarında yada çeşitli bahanelerle bu günü unutanlara ne ikram edilecek. “ASIK SURAT ÇORBASI”. Asık surat çorbası bir kase dolusu çeşme suyudur ve unutkan sevgiliye ikram edilir.Asık ve mutsuz bir yüzle birlikte tabi.:)



Sevgililer gününüz kutlu olsun..Ama sizi hatırlayan sevgiliye de aşağıdaki kolay pastamızı da yapın.

Oylum Özmen
Fotolar

12 Şubat 2008

DAMLA SAKIZLI VE MUZLU PASTA

Pandispanya için
3 fincan un
3 fincan şeker
3 yumurta
1 paket kabartma tozu
1 paket şekerli vanilin
2 yemek kaşığı kakao

Keki ıslatmak için

1 bardak süt
3-4 küp şeker
1 tatlı kaşığı acı badem aroması-istenirse

Krema için

1 paket hazır sakızlı muhallebi (ben Tukaş marka kullandım)
4 bardak süt
1 paket margarin
1 yemek kaşığı kakao
3 adet muz

Hazırlanması

1-Yumurtaları şeker ve vanilya ile birlikte çırpın.
2-Un, kakao, kabartma tozunu eleyin ve elektrikli mikserle çırpın.
3-Yağlanmış unlanmış ama ortası delik olmayan bir kek kalıbında 175 derecede pişirin.
4-Pandispanya pişerken sakızlı muhallebinizi paket üzerindeki tarife göre hazırlayın. Muhallebiniz ılıkken içine bir paket margarini ekleyerek mikserle çırpın. Muhallebiyi ikiye ayırın ve yarısına kakaoyu ekleyin.Rengini daha koyu isterseniz bir kaşık daha kakao ilave edebilirsiniz.
5-Pişmiş ve ılımış kekinizi alın. 2 parçaya ayırın. Kekin alt kısmını servis tabağına koyup şekerli ve badem aromalı sütle ıslatın. Beyaz kremayı kaşıkla sürün.Boylamasına ikiye ayırdığınız muzları kremanın üzerine yerleştirin.Artan kremanız varsa muzların üzerine bu kremayı dikkatli bir şekilde dökün. Kekin diğer parçasını üstüne kapatın.
6-Üstteki parçayı kalan sütün diğer yarısıyla ıslatın ve kakaolu kremayı kaşıkla kekin üzerine yavaşça yayın. Kremanın kendi halinde kenarlardan akmasını sağlayın.
7-Bir kaç saat buzdolabında soğuttuktan sonra dilerseniz üzerini şam fıstığı rendesiyle ya da sade olarak servis yapın.

Afiyet Olsun
Oylum Özmen

31 Ocak 2008

BEN BİR KURDUM

Evet yanlış okumadınız ben bir kurdum. Ben bir kitap kurduyum. Öyle böyle değil. Sadece işime yarayacak kitapları seçip onları okumam. Roman, araştırma, öykü, biyografi ilgimi çeken ne olursa dalarım cumburlop kitabın içine ki daha benim kadar çok kitap okuyan kişi olarak annem ve babamdan sonra sevgili can dostum Yosun’u gördüm. Hayır efendim sinirlenmeyin. Eski dostlarımın bağırsaklarının dönüşünü ve neler okuduklarını biliyorum. Çoğu iyi kitap okur, ama hiç biri kitap kurdu değildir. Alınmak falan yok. Kitap okumak iptiladır müptelalara selam. İşte o kadar. Hayır duydum seni ben üniversite kitap okurken senin dediklerini hatırlıyorum. Hehehehehe ne kadar burunları büyük olsa da bana bulaşamazlar. Ağızlarının payını alacaklarını iyi bilirler.

************************************************************************************
Elbette bu alışkanlığı kazanmama en çok ebeveynlerim yardımcı oldu. Benimkiler gibi bir anne babanız varsa ve çarşıda yapılan en tatlı alışverişi kitapçıları dolaşmak olarak görüyorlarsa , hafta sonları elleri kitap paketleri dolu o mis gibi yeni kitap kokusu ile dönüyorlarsa eve benimki gibi bir bağımlılığınızın olması çok zor değil.

************************************************************************************
Ama itiraf ediyorum arkadaşlar ilkokulda okumayı en son söken çocuk bendim. Çooook tembeldim ben. Sınıfta okumayı beceremeyince utancımdan ne yapacağı şaşırıp, anneannemin kucağında otobüs ile yol alırken yoldaki tabelaları bile okudum. Gazetelerdeki her yazıyı okudum. Okumayı böyle söktüm. Ne bulduysam okumaya çalışarak.Amma ve lakin bizimkilerin bir alışkanlığı daha var ki onu da büyük bir şekilde devralmış bulunuyorum. Ben çizgi romanlara bayılırım. Hiç acımam çizgi romana verdiğim paraya. Hatta özel olarak zevklendiğim zamanlar okuma planı yaparım. Mümkünse evde yalnız olmayı tercih ederim. Tertemiz mis gibi kokan çarşaflara temiz geceliğimle uzanır mevsimine göre yanıma kocaman bir kase can erik veya mis kokulu Amasya elmalarını zulalayıp resimli roman okuma ayinine katılırım. Sevdiğim kitabı birkaç defa okumaktan sıkılmadığım gibi resimli romanları da defalarca okur kutsal kitap gibi hatmederim.
************************************************************************************
Evettt neler okurum ben. Herkesin bildiği ve kısmen okuduğunu düşündüğüm Asterix, Red Kit, Tenten, Spiru ve Fantasio yu çok da çok sevmeme rağmen pas geçiyorum. En kaba akıllı çizgi roman düşmanları bile onları kült olarak görüp sınıflandırma dışına koyarlar zaten. Ben, siyah beyaz gerçek çizgi romanlardan bahsediyorum…

************************************************************************************
Nedir bunlar???? İşte buyurun aşağıdakiler:



KIZILMASKE




Ormanda on kaplan gücündedir. Vurduğu yerden şimşek çakar hemde kuru kafa şeklinde yüzüğünün izi kalır. Aynı zamanda kuru kafa şeklinde bir mağarada yaşayan bu zat. ne içer ne yer bilmem ama gizli bir sahilde etle tanıştırılmamış nefesi çilek kokan kaplanlarla yüzmeye gider. Hep kırmızı bir kostüm giyer. Sonlara doğru ikiz çocukları olup evlenen barklanan kahramanlardandır. Babam tanıştırmış olup ilkokul birinci sınıfta okumayı sökmememin gerçek yardımcılarından biridir. Her Cuma gününü iple çeker 25 kuruşa aldığım fasikülleri zevkle, özenle biriktirirdim. Sonraki yıllarda yüzüne bakmadım ama vefalıyımdır ben Ölümsüz Ruh Fantom’u hiç unutmadım.


KORKU ve VAMPİRELLA




Ne güzel, ne muhteşem dergilerdi onlar. Annem biriktirirdi. Resimlerinin güzelliğinin yanı sıra fantezi dolu öyküleri vampirler, kurt adamlar ve zombinin korkunç ve üzücü öyküsü daha neler neler. Bir arkadaşıma verdikten sonra asla geriye gelmedi. Şimdi eski kitapçılardan fahiş fiyattan bulmaya çalışıyorum ki bizde tüm sayıları vardı.Bence yayımlanmış en iyi çizgi romanlardandır.Birden fazla öykü yazarı ve çizeri vardı. Hepsi de çok başarılıydı.



MİSTER NO



Amazon ormanlarının yakışıklı pilotu. Uçağını turistlere kiralayarak ve geziler düzenleyerek hayatını kazansa da birbirinden ilginç maceralar yaşamaktan da geri kalmaz. Hala daha alır okurum. 2, dünya savaşı gazisi beyimiz evlenmek istediği kız öldükten sonra hayatında kalıcı bir bayan olmayan şakakları beyazlamış yakışıklı bir şahsiyettir. Amerika’lıdır ama SS adında ikinci dünya savaşı eskisi bir Alman arkadaşı vardır. Bizimkilerden sanırım babamın tercihiydi. Martin Mystere maceralarından birinde Amazonlara gidiyor ve eski dostumuzun uçağıyla yolculuk yapıyordu. Böylece Bonelli comics sayesinde eski dostumuzun 50-60 yaşlarındaki haliyle tanışma imkanıda bulduk.


ZAGOR







İşte bir klasik daha.Zagor Tenay. Darkwood un efendisi ve Kızılderililerin dostu olan baltalı ilah bataklık gibi bir yerde kapısız bir külübede yaşardı. Yoldaşı ise gerçek ismi upuzun olan ama kısaca Çiko diye çağrılan tombiş boğazına düşkün meksikalıydı. Ama çok fantastik maceraları vardır.Vampirler,uzaylılar,maitre carrefour’la karşılaşmalar, Edgar Alan Poe ile macera yaşamalar falan. Gambit adında kumarbaz bir sevgilisi vardı. Ahhyaakkkk diye acayip bir çığlık atar yürümektense ağaçların arasında hoplaya zıplaya yol almayı tercih eder, tabanca yerine taş bir balta kullanırdı. O taş baltayla vurunca sanki insanların kafası parçalanmıyordu. Bu da annemin sevdiklerindendi.

MANDRAKE



Sihirbaz olan Mandrake kötü kardeşi Derek ve sekiz çetesi ile uğraşır ,Xanadu adında acayip ve ulaşılması zor bir yerde yaşar ,devamlı silindir şapka, smokin ve pelerinle gezerdi. Yanında Abdullah adında izbandut gibi bir dudağı yerde bir dudağı gökte kaplan postu giyen çıplak ayaklı bir zenci vardı. Sevgilisinin adı Narda idi ve bir macerasında galaksiler arası yapılan bir güzellik yarışmasında evrenin güzellik kraliçesi seçilmişti.(breh breh) . Eliyle bir işret yapar milleti anında hipnotize ederdi. Çocukken okuyup sonradan yüzüne bakmadıklarımdan.


GORDON






Hayal meyal hatırladıklarımdan sarışın uzay adamı.Uzayda Ming le falan dövüşürdü.Sanırım çocukken yayınlanması bittiğinden hep eski fasiküllerini okumuşumdur.


CONAN



Bu testeron deposu iri yarı kimmeryalı barbarı sadece maço ve yeni ergen sivilceli oğlanlar okumuyordu. Bende okudum. Her ne kadar arka sayfadaki hayranlarını görünce gülsemde vazgeçmedim. Kimmeryalı kahramanımız her biri birbirinden fantastik maceradan maceraya koşup bal arısı gibi çiçekten çiçeğe konup sonunda kral olmuş ve Zenobia ile evlenmiştir. Her baba gibi çocukları ile sıkıntıları vardır. Ne işe yaradığı belli olmayan Crom adında kendi başının çaresine bakmayı bilenlerin tanrısına tapar.


KEN PARKER (yada nam-ı diğer Alaska)



İlk sayısından itibaren biriktirdiklerimden. Sıradan bir kahramandır Ken Parker. Çok eski bir tüfek kullanan bir avcı. Dayak yer, tuvalete gider. Her bölümü güzel senaryolanmış bir film gibidir. Sıradan ama ahlaki duyguları üstün dürüst bir adamdır. Robert Redford a benzer bu arada.Her şeyi ile normaldir. Ne çok çapkın ne de rahiptir. Kızılderili karısı bir saldırıda ölünce oğlunu Washington da bir arkadaşının yanına bırakıp kendini maceralara salmıştır. Hala yayımlanıyor. Nefistir.

DAMPYR




Yeni nesil çizgi romanlardan. Çok hoşuma gidiyor. Üstelik baş kahramanı Ralph Fiennes’e benziyor. Bir vampirle bir kadının çocuğu. Kanı vampirler için bir zehir.Hayatını gecenin efendilerini avlamakla geçiriyor.Zor yaşlanıyor çabuk iyileşiyor ve vampirlerin o müthiş cazibesini taşıdığından genç kızlar ona bayılıyor.Onunda kadınlara zaafı var zaten.İki dişi gecenin efendisinin yaşamasına izin verdi. Okuması çok eğlenceli. Sanırım Orta Avrupalı. Bosna taraflarında tanıştığı eski bir asker ve vampir bayanla arkadaşlık yaparak maceralar yaşar. Genelde Avrupa da geçiyor öyküleri. Yerel folklorik öyküleri senaryolaştırıp çizgi severlere sunuyorlar.

ATLANTİS (MARTİN MYSTERE)



Bu da ilk çıktığı andan itibaren biriktirdiklerimdendir. X bilinmeyen vari maceralar yaşayan sarışın Amerikalı. Sevgilisi Diana ve arkadaşı Neanderthal adamı Java’dır. Jojo isimli çocuk kanalında gençlik yıllarını anlatan çizgi filmi bile var.


DYLAN DOG



Bu da fantastik çizgi romanlardan.Martin Mystere ile birkaç tane macerası bile var.Canavarlar hayaletler le falan uğraşıyor ama dostumuz İngiliz.Max Groucho ya benzeyen buz gibi espiriler yapan bir yardımcısı var.Arada sırada kapı açmaktan ve dostumuza tabanca fırlatmaktan başka bir işe yaradığını görmedim.Bir de sevgili genç ve yakışıklı kabuslar dedektifimizin müşterilerini soğuk espirileri ile sersemletip şaşkınlaşmalarına yol açıyor.

DEDEKTİF JULİA




Polisiye severlerin mutlaka okuması gerekiyor. Ayni zamanda üniversitede kriminoloji dersi veren ve polise bu arada yardımcı olan güzelimiz narin ama bir o kadar da sert. Güzel bir iran kedisi , devamlı bozulan antika bir bentley'i, azıcık deli , çok konuşan bir yardımcısı vardır. Artık bulamıyorum ama çok sevdiklerimdendir.
*************************************************************************************

Yanii arkadaşlar kurtulmak istediğiniz kalabalık yapan çizgi romanlarınızı bana doğru yollarsanız çok sevinirim efendim.


Bugünlük bu kadar sevgiler saygılar.


Oylum Özmen

28 Ocak 2008

Bu sabah kapkara bir sabaha uyandık. Oysa dün hava pırıl pırıldı.Biraz serin olsa da Güneşin altında keyiflenilecek ve yürüyüş yapılacak kadar neşeli bir gündü.Oğlum eşim ve ödünç köpeğimiz Tarçın ile uzun bir sahil yürüyüşüne çıktık bizde bir çok hem şehrim gibi. Bu gün ise tam tersi. Ben de bir çoğu gibi yataktan kalkmakta ve uyanmakta çok zorlandım. Kafaya yorganı çekip horul horul uyuyarak yada tv karşısında battaniye altında sıcak kakaolu süt içirilerek geçilecek günlerden.

Aslında yağmuru çok severim.Yağmurun kendine has kokusunu.Melankolik havasını.Yağmur altında yürüyüp hayal kurmayı.Ama bunların hiç birini yapmak mümkün değil.Gök yüzünü bile görmeyen kapalı bir odada oturuyorsanız , yağmurun yağması yada güneşin açması çok ilgilendirmese de sizi insan ister istemez hava bu kadar kapalı olunca genelde depressif bir halde iç karartıcı müzikler dinleyip eski olayların muhasebesini yapmaya başlıyor.Bu nedenle de bugünün yağmurlu olmasının tek avantajı benim için yeni aldığım çizmeleri deneme fırsatını yakalamış olmak.

Tatminsiz bir insan soyu örneği olarak aslında şükretmeliyim.Geçen sene kopan kuraklık gürültüsünden sonra böyle bol yağmurlu bir kışı hepimiz özlemiştik. Ama işin özünde mutsuz olmak melankoliye kapılmak var.Çok önemli faydalı ve insanı yaratıcılığa iten bir ruh halide olsa haftanın ilk gününün daha aydınlık ve güneşli olmasını dilerdim itiraf etmek gerekirse.

Neyse sıradaki kek tarifimiz Özlem den geliyor.(Ding dong pling.)Hepinize afiyet olsun.
Oylum